Uludağ Üniversitesi Öğrenci İnisiyatifi Forumları > Genel-Güncel Konular > Dünya'da ve Türkiye'de Neler Oluyor (Moderatörler: tursil, karpow) > Türkiye'nin 'Bugün'ü İçin İran'ın 'Dün'ünü Görün‏!!!

Reklamlar
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türkiye'nin 'Bugün'ü İçin İran'ın 'Dün'ünü Görün‏!!!  (Okunma Sayısı 675 defa)
25 Eylül 2007 16:37:11
karpow
Forum Yetkilisi
Deneyimli Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 770



« : 25 Eylül 2007 16:37:11 »

AKP’nin Anayasa tasarısı hazırlıkları, Türkiye’nin bir saklı gündeminin doğmasına neden oldu: 'Darbe mi? Şeriat mı? ' İşte Türkiye’nin gizli gündemi bu soru. Herkes bunu tartışıyor. Ne rastlantı; yıllar önce, İslam devriminden önce benzer soru İran’ın da gündemindeydi. İranlı solcular, demokratlar, liberaller ve milliyetçiler bu soruyu tartışıyordu, darbeye karşı çıkıyorlardı. Gelin İran’ın İslam devrimi öncesi ve sonrası günlerine gidelim. Bir de, 'mahalle baskısı' varmıymış görelim.


MERHABA. Benim adım Bahman Nirumand. İranlı bir gazeteci-yazarım.

Şah’ın devrilmesinde aktif rol oynayanlardanım.

Ve aynı zamanda mollaların, demokrasi ve özgürlük getireceğine inanan milyonlarca solcu, demokrat, liberal ve milliyetçi insandan biriyim.

Evet, Humeyni yeryüzünde cenneti vaat etti bize. Demokrasi gelecek, kimse fikirleri ve siyasal görüşleri yüzünden tutuklanmayacak, işkence yapılmayacak, kadınlara eşit haklar verilecek, giyim serbest olacaktı.

Şah’ı devirdikten sonra mollaların camiye geri döneceklerinden emindik. Devleti yönetecek durumda olduklarına inanmıyorduk.

Yanıldık. Kitaplardan ezberlediğimiz cümleleri, içi boş kavramları birbirimize söyleyip duruyorduk.

ÜZERİNDE DURMADIK

Her şey 14 Ocak 1979 tarihinde değişti. Şah, İran’ı terk etti. Ardından İran tarihinin en büyük yürüyüşü Tahran’da yapıldı. Sansür, yasak yoktu, istediğimiz gibi bağırıyorduk.

Fakat mitingde ilk dikkatimi çeken, kim liberal Musaddık ya da solcu şehitlerin resimlerini taşıyor ise mollalarca dövülüyordu.

Pek üzerinde durmadık bu olayın, 'Hele bir kurtlarını döksünler, sonra sakinleşirler' diye düşündük.

Ertesi gün gazetede, bir hırsızın genç mollalar tarafından yakalanıp, adına 'İslam Mahkemesi' denilen bir mahalli heyet tarafından 35 kamçı cezasına çaptırıldığı haberini okuduk.

Haberi ciddiye almadık; 'Üç beş sapsızın işi' dedik.

Bu arada bira-şarap fabrikalarının yakılması, sinemaların tahrip edilip filmlerin sokaklara atılması gibi olayların üzerinde hiç durmadık. 'Ufak tefek şeylerin' toplumun demokrasi ve ulusal bağımsızlık yolundaki çabaları etkilemesini istemiyorduk.

Biz bunları söylerken, mollalar tarafından, kadın ve erkeklerin yan yana yüzemeyecekleri; okullarda aynı sınıflarda olamayacakları; birlikte spor yapamayacakları gibi gerici kararlar ardı ardına alınmaya başlandı.

'Müslüman kadınların yanında *****ların yeri yoktur' denilerek kadınlara örtünme zorunluluğu getirildi. Özellikle üniversitelerde bu yüzden çatışmalar çıktı.

Bu çatışmalardan rahatsız olduk; kadın sorununun güncelleşip ön plana geçmesini istemiyorduk! 'Asıl mücadele, emperyalizme ve kapitalizme karşı verilmelidir' diyorduk. Kadın sorunu bir yan çelişkiydi, ana çelişki sömürüydü. Kadının giyim sorunu, emperyalizme karşı verilen mücadeleyi baltalamamalıydı!

Peçesiz, başörtüsüz sokağa çıkan kadınlar artık açıkça, gözümüzün önünde dövülüyordu. Bazı kadınların yüzüne kezzap atılıyordu.

Biz ise hálá büyük laflar ediyorduk; bu tür olayları devrimin kaçınılmaz sancıları olarak görüp umursamıyorduk! 'İttifak' 'Eylem Birliği' gibi terimlerin peşinden koşup duruyorduk.

GEÇİŞ SANCILARI SANDIK

Humeyni, 'Bütün sorunlarımızın sebebi, cemiyetimizdeki ahlaksızlıklardır. Bunların kökünü kazımalıyız' diyor; genç mollalar terör estiriyordu. Kitabevleri yağmalanıyor; gazete bayileri ateşe veriliyordu.

Şiraz’da 'İslam Mahkemesi' eşcinsel ve fahişe olduğu gerekçesiyle dört kişiyi idam ediyordu. Benzer olay Tahran’da da gerçekleşiyor, üç fahişe ve üç eşcinsel kurşuna diziliyordu.

Sesleri ve görüntüleriyle erkekleri tahrik ettikleri için kadın spikerler televizyondan kovuluyor; uyuşturucu olarak görülen müzik yasaklanıyordu. Alkol içen, kırbaç cezasına çaptırılıyordu.

Şimdi düşünüyorum da, insan zamanla her türlü aşağılanmaya alışıyor galiba. Hiçbirini görmüyorduk; basmakalıp analizlerimizin doğru olduğuna o kadar inanıyorduk ki! ..

Oysa toplum hızla dincileştiriliyordu. Alınan her kararda 'Tamam bu sonuncusu' diyorduk. Ama arkası hep geliyordu.

Kızların evlenme yaşı 18’den 13’e düşürüldü. Parfüm, ruj, saç boyası, mücevher gibi kadın malzemelerinin yurda girişi yasaklandı. Kadın çamaşırı satan mağazaların vitrinlerine sutyen, kombinezon vs. koymasına bile izin yoktu.

Kamu dairelerinde kadın memurlara tesettüre girme emri çıkarıldı.

Aslında birçok aydın kadının üye olduğu kadın dernekleri vardı. Onlar kendi küçük çevrelerinde 'hamilelik tatilinin uzatılması', 'eşit işe eşit ücret' gibi talepleri tartışıyorlardı.

Biz aydınlar hep aynı düşüncedeydik: Demokrasi ve özgürlüğe geçiş sancılarıydı bu tür vakalar! Abartmaya gerek yoktu.

Hepimiz 'ana çelişki' üzerinde duruyorduk; öncelikle dışa bağımlılık ve ekonomik krizden kurtulmalıydık.

REFERANDUM OYUNU

Üç ay önce Humeyni, Paris’te komünistler de dahil olmak üzere her görüşün rahatça örgütleneceği bir demokrasiden, özgürlükten bahsederken, şimdi tüm solcu, milliyetçi ve liberalleri İslam düşmanı ilan etmişti.

Bu sözler üzerine ilk protestomuzu yaptık. Mitingimize bir milyonu aşkın insan geldi.

Mollaların en iyi siyasi stratejileriydi; işlerine gelmediği zaman hemen gündemi değiştiriyorlardı.

Referandum meselesini gündeme getirdiler. Halka soracaklardı: 'İslam Cumhuriyeti’ni istiyor musunuz, istemiyor musunuz? '

Kuşkusuz bu bir oyundu; halkın yüzde 65’inin okuryazar olmadığı bir ülkede kim ne anlardı cumhuriyetten?

Yapılan propaganda belliydi; dediler ki: 'İslam’a evet mi, hayır mı diyorsunuz? '

Biz bu oyunu biliyorduk ama şöyle düşünüyorduk: 'Önemli olan cumhuriyettir; serbest seçimlerdir; demokratik haklardır; özgürlüklerdir. İslam Cumhuriyeti bunu sağlayacaksa neden karşı çıkalım? '

Ancak bazı küçük kesimler bu oyuna gelmemek için referandumu boykot ettiler.

Sonuçta, 'evet' diyen 20 milyon, 'hayır' diyen ise sadece 140 bindi.

Mollalar bu referandum sonucunu çok iyi kullandılar. Güya tüm ülke yaptıklarını onaylıyordu. Artık televizyondan sonra basın da ellerine geçmişti. Sanki tüm muhaliflerin sayısı 140 bin kişi gibi gösterdiler. Halbuki 20 milyon içinde bizim oyumuz da vardı. Ama artık bizim sesimizin çıkmasına izin verilmiyordu.

HALKI ANLAYAMADIK

Mollalar güçlendikçe saldırganlaştılar.

Örneğin, tirajı bir milyon olan liberal 'Ayendegan' Gazetesi’ni kapattırdılar. Sıra sonra 'Keyhan' Gazetesi’ne geldi; muhalif yazarların işten çıkarılmasını sağladılar.

Tüm bu olanları protesto etmek için mitingler düzenlemeye başladık. Ama iş işten geçmişti artık; insanlar yılmıştı, korkuyordu.

Özgürlük, demokrasi ve bağımsızlık için ayaklanan halkın, bu kadar kısa sürede değişeceğini düşünememiştik.

Sanmıştık ki, mollaların gerici yasalarına/kurallarına halk karşı çıkacak. Halbuki tersi oldu; mollalar yasak, sansür getirdikçe arkalarından gidenlerin sayısı arttı.

Örtünmek moda oldu!

Tüm bunlara 'gelip geçici bir fırtına' diye bakmak ne büyük yanılgıydı.

Komünistlerden, solculardan, demokratlardan, milliyetçilerden sonra liberal İslamcılar da zamanla mollaların hedefi oldu.

Şah döneminden daha çok insan cezaevlerine konuldu; idam edildi.

Milyonlarca insan canını kurtarmak için yurtdışına kaçtı.

Kaçanlardan biri de bendim.

Umarım bizim hatalarımızdan birileri ders çıkarır.
 
 
Alıntı: http://www.kackisiyiz.com/news/iran_turkiye_dunden_bugune.html
Logged
25 Eylül 2007 16:43:11
tsira
Administrator
Deneyimli Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 607


kadrolu öğrenci


WWW
« Yanıtla #1 : 25 Eylül 2007 16:43:11 »

Aslında olay pekde anlaşılmayack gibi değildir..
Bugün türbanlısı girsin yarın başı açık okula giremesin süreç buna doğru ilerliyor..
Tabi bu bizim insanımız önünü görmeden oy vermeye devam ederse hiç bir şey sağlıklı bir zemin üzerinde ilerlemeyeck gibi...


dostlukla...
Logged

Dün gece ansızın kapı çalındı. 'Kim bu münasebetsiz acaba?' dedim kendi kendime. Gittim açtım, gelen
bendim. Evet bendim. 'Vaay' dedim, 'Arkadaş bir insan
bu kadar mı kimsesiz olur, bu kadar mı yalnız olur!?'
25 Eylül 2007 20:05:50
thekaramamba
U.Ü. üye
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 4


« Yanıtla #2 : 25 Eylül 2007 20:05:50 »

halimizi gidişatımızı çok güzel özetlemiş
Logged
27 Eylül 2007 09:55:58
şiraze
U.Ü. üye
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 9



« Yanıtla #3 : 27 Eylül 2007 09:55:58 »

Bana hiç inandırıcı gelmiyor açıkcası.. Problemin tek taraflı olduğunun farkında bile değil bence bu tartışmada rolleri alanlar.. İnsanların tek istediği giyimlerine dokunulmaması.. Neden kapalı bir genç kız özgürlüğünü korur ve okuluna da aynı şekliyle girerse açık olanlara zulüm olsun.. Eskiden böyle bir yaptırım yokmuş, o zaman açık insanlara baskı mı varmış? Böyle bir yasak hiç ama hiç adil değil.. Ayrıca problem de türban değil zaten..


Gidişat bu değil, bu olmayacak.. İran başlı başına bir ütaopya zaten ama Malezya diyenlerin de Malezya hakkında hiçbir fikri olduğunu sanmıyorum.. İnşallah bir gün kapalı arkadaşalarımız da okula rahat girebildiklerinde bu yazıları yazanlar ve bu tarz polemikler yapanlar çok utanacaklar.. Buna inanıyorum..


Hiçbir birikimi olamayan insanların sadece yönetimin kopyalamak olarak algıladığı dönemlerin sancısını çektirmeyin bugünün insanlarına.. Biz fikirlerin darağacında olduğu bir toplumduk, ne çabuk unuttuk.. Önce asıl meselelerin konuşulması gerekiyor diye düşünüyorum..


Sevgiler..


Logged
27 Eylül 2007 14:35:49
tsira
Administrator
Deneyimli Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 607


kadrolu öğrenci


WWW
« Yanıtla #4 : 27 Eylül 2007 14:35:49 »

Doğru diyorsun hiçde inandırıcı değil...Aslında bizler bazı şeyleri abartıyoruz...
Yok iran olurmuşuz yok malezya....
Bizler abartıyoruz ortada hiçde durup konuşulacak durum yok...

26 Nisan 1986 yı hatırlıyormusun...Ozamanlar abartılıyor dedi geçen yılda abartılıyor dedi...
1986 da çernobil felaketi patlak verdi o zamanın bakanı abartmayın radyasyon yoktur dedi...
Sağlık bakanı(akp hükümetinin) karadeniz insanı abartıyor dedi karadenizde radyasyon yok...
Biz o kadar abarttıkki inanırmısın karadenizde ölenlerin %49,8 i kanserden öldü..BiZLER yine abartıyoruz...Ama dikkat edelim bu rakam istatistiklerin ortaya koyduğu rakamdır...

İllaki kişilerin kıyafetlerine karışılmamalı lakin bu kıyafet bir kesimin siyasi baskısını kapsıyor ve bunun için bir takım yaptırımlar uygulanıyorsa işte orada durmak gerekir....Unutmayalım özgürlük başkasının özgürlüğünü kısıtlamadığı sürece özgürlüktür...
Hiç inandırıcı gelmemiş bu yazı sana
peki geçen yıl 23 nisan çocuk şenliğinde bülent arınçında katıldığı bir törende yaşları 9-12 arasında değişen çocuklara türban takılmadımı ve üstüne kuran okutulmadımı...Aslında türkiye ne iran olacak nede malezya biz çoktaaann olmuşuzda haberimiz yok...
Sahi bülent arınç değilmiydi 9 yaşndaki çocuğun evlenmesinde mahsur olmadığını söyleyen....Şeriata göre evlenmesinde mahsur yoktur
Ve şimdi ana yasa değiştiriliyor hemde kapalı kapılar ardında kimsenin hiç bir şeyden haberi yok..
Ve az bucuk haberi olanlarda sizlerin tabiriyle abartıyor...Bu söz değilmidir düşünceleri muğlak hale dönüştüren...

Ütopya gerçekleşmeyen ve gerçekleşmesi hayalden öte olandır...Lakin bu ütopya söylemini yıllar önce aynı şekilde iran için kullandılar malezya için kullandılar..Şimdi türkiye için kullanıyorlar...
Madem ütopya denildi neden iranda varoldu molla rejimi?

Ayrıca bu ana yasa abd nin isteği doğrultusunda değiştiriliyor....Bilginiz olsun...
Dün bütün kanalların haber bültenlerinde aynı şey döndü...
ABD nin türkiyeye iran yaptırımı...
Haaa şimdi çıkar denilirki haberler yalan söylüyor vs vs vs...
Hükümete yakınlığıyla bilinen ve onun sözünden dışarı çıkmayan kanal d haber bile bu haberi yaptı gerisini siz düşünün....

Bir şeyleri hiçde inandırıcı değil vs vs gibi söylemlerle kestirip atmak yerine düşünmek ve sorgulamak çok daha iyidir



dostlukla...


« Son Düzenleme: 01 Ekim 2007 15:34:24 Gönderen: tsira » Logged

Dün gece ansızın kapı çalındı. 'Kim bu münasebetsiz acaba?' dedim kendi kendime. Gittim açtım, gelen
bendim. Evet bendim. 'Vaay' dedim, 'Arkadaş bir insan
bu kadar mı kimsesiz olur, bu kadar mı yalnız olur!?'
27 Eylül 2007 22:17:36
türkçerumuzunsuyumuçıktı
Moderatör
U.Ü. üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 218


Gershwin-Nah'inBlue


« Yanıtla #5 : 27 Eylül 2007 22:17:36 »

tsira öyle güzel yorumlamış ki,bunun üzerine söyleyecek pek bişey yok.insanlara çaktırmadan dozajı ustaca ayarlayıp beynimize öyle bi sinsice,alıştıra alıştıra giriyolar ki,inanılmayacak derecedeki yobazlıklar,çoğu kişiye olağan şeyler gibi gelmeye başlıyor,bağışıklık kazanıyoruz.
yakın zamanda üniversitelere kara çarşafa sarılı insanlar girmeye kalktığında "aman canım onlar da insan,girsinler bize ne zararları olcek" gibi ya da polisler ramazan ayında malezyadaki gibi sokaklarda dolaşıp oruç tutmayanlara,dekolte giyenlere ceza kestiğinde "onlar da emir kulu işte,yapılması gerekeni yapıyorlar" gibi yorumlar duyacağız gibime geliyor.
Logged

İzin verilen 300 karakter. Kalan: 236
01 Ekim 2007 15:48:02
xalperx
U.Ü. üye
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 49


Uluslararası İlişkiler


« Yanıtla #6 : 01 Ekim 2007 15:48:02 »

 ya arkadaslar ben simdi cıkıp ta abartıyosunuz desem bana da kızcaksınız ama inanın umursamaz yada kestirip atan bi tavırla demiyorum bunu.aksine bunları tartısmalıyız.bence bir insanın üniversiteye kapalı girmesinde bir sakınca yok .siz diyorsunuz ki basörtüsü siyasi düsünceleri simgeliyo bu nedenle bu sekilde okula girlmemeli.eger üzerinde che nin resmi olan t-shirt le birisi okula girebiliyosa bası kapalı da girebilir.önemli olan o basörtüsünün altındaki beyinler.belki de bu geri kalmıslıgın göstergesi olan,bu ülkede belli bir düzen oturtmus bazı insanların cıkarlarını,konumlarını kaybetme korkusunun sonucu olarak ortaya cıkan bu yasak yüzlerce binlerce zeki beyni ve bu ülkenin geleceginde önemli görevleri olabilecek insanları üniversitelerden sogutuyor.hani üniversiteler bilim yuvasıydı. Sırıtan komik oluyor komik.zaten günümüzdeki aydınlara (sözde!!!) bakmamız üniversitelerin acınası halini görmeye yeter.gerci ne söylesek boş bu ülkede insan hakları ne kadar insan haklarını ihlal edenler varsa onlara ,özgürlükler ne kadar insanların özgürlüklerine ambargo koyanlar varsa onlara calısıyo.
« Son Düzenleme: 01 Ekim 2007 15:49:41 Gönderen: xalperx » Logged

there's nothing I could ever say that could really take the pain away...
02 Ekim 2007 13:16:04
tobadzischini
U.Ü. üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 18


« Yanıtla #7 : 02 Ekim 2007 13:16:04 »

Kurbağadan akıllı olmak zorundadır insan" !!

KURBAĞA...

Eksi 2 derece suda, ölür.


50 derece suda, gene ölür.

Çünkü, 5 derece ile 36 derece arasındaki ısılarda yaşayabilir ancak.

Mesela, 50 derecelik su bulunan kovaya koyun kurbağayı, anında tepki verir, refleksleri çalışır, zıp diye sıçrar, kendini dışarı atar.

Ama...

15 derecelik suya koyun, yavaş yavaş ısıtın, gıkını çıkarmaz. 20 derece, 25 derece... Hiç istifini bozmaz. Normaldir ona göre... 30, 35, 36, 37... Bu yaz sıcaklar fazla olacak herhalde diye düşünür, yeniden mevsim normallerine döneceği umuduyla, oturmaya devam eder. Rehavetle... 40, 41, 42... Vaziyet sakat galiba der, sıçramak için hamle yapar. Nafile! Yavaş yavaş ısıtılan su, kaslarını kullanılmaz hale getirmiştir. Yay gibi bacakları, hamur gibi gevşemiştir... Bi daha dener. I-ıh... İş işten geçmiştir. Kendisini hedef alan değişimi kavrayamamış, geç kalmıştır. Çok geç.

Teslim olur çaresiz.

*

Kurbağaya işkence yapmak için değil... Öğrenciler, "bilimsel gerçekler" ışığında, kurbağadan ders alsın diye yapılır bu deney.

O nedenle, kulakları çınlasın, fen öğretmenim, "Kurbağadan akıllı olmak zorundadır insan" derdi hep... Sonra da eklerdi:

"Hayat da laboratuvar çünkü!"

Siyaset de.

Ekonomi de.

Medya da.

*

Ve, ders zili çalıyor bugün...

*

Bilime inanan Atatürkçü öğretmenler, yukarıda örneğini verdiğim sayısız deneyi anlatacak okullarda...

Ders aldın, aldın.

Almadın...

Bugün başına gelen gelir işte!

*

20 sene önce "imkánsız" zannettiğin olaylar, bir de bakarsın ki, imkánsız değilmiş.

Dikleneyim dersin...

Eyvah!

Dermanın yoktur.

Ağır ağır...

Ufak ufak..

Usul usul...

Yavaş yavaş alıştırmışlardır seni bu yeni ortama... Hamle yapayım dersin. Yapamazsın.

*

Reiki yaparak olmuyor bu iş.

Uyanık olmak gerekiyor.

Silkin... Kalk ayağa!

Yılmaz Özdil'in köşe yazısıdır.
Logged
02 Ekim 2007 13:39:52
tobadzischini
U.Ü. üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 18


« Yanıtla #8 : 02 Ekim 2007 13:39:52 »

Bir Fas öyküsü

Frnsa'nın en önemli gazetesi "Le Monde", 18 Mayıs'ta uzun bir Fas
röportajı yayınladı. Başlığı: "Hicab Fas'ın üstünü örtüyor".
Hicab, başörtüsünün ya da türbanın bir başka versiyonu.
Gazete, mümkün olduğunca çok okunması için röportajı üç gün
internet sitesinde tuttu. Amacına da ulaştı; en çok "tık"lanan ve
okurdan en çok mesaj alan yazılar listesinin başına yerleşti.
Türk basınında birkaç gazete o röportajdan yapılmış haberlere yer
vermekle yetindi. Oysa "Le Monde"un Fas'tan aktardıkları daha
fazla ilgiyi hak>>>ediyor. Buyurun size genişçe bir alıntı:
"Bir sessiz devrim bu. İslam'ın rengi olan bir yeşil devrim. Bir
orta öğrenim kurumunda Fransızca öğretmeni olan Sukayna 'Ülkemi
artık tanıyamıyorum' diyor.
Sukayna 20 yıl önce okulunda göreve başladığında, sadece bir
öğretmenin başını örttüğünü hatırlıyor. Bugün ise tam tersi: Onun
dışında tüm kadın öğretmenler ve tüm kız öğrenciler kapalı.
Sonunda Sukayna'nın sinirleri boşaldı, depresyona girdi, görevi
bıraktı.
Hiçbir zaman dincilerin doğrudan saldırısına hedef olmadığını
söylüyor. Sadece küçük damlaların gün geçtikçe birikmesi. Kısa
kollu, dudakları rujlu ve sadece ayak bileklerini gösteren etekle
okula gittiğinde örtülü meslektaşlarının dokundurmaları:
'Güne haram şeylerle başlanması ne kadar kötü' gibi. Ya da
dolabına üç kez pembe türban bırakılması gibi. 'Cebinize bir
çakıltaşı konuyor. Çakıltaşının ağırlığı nedir ki. Sonra birgün
öyle ağırlaşıyor ki o çakıltaşı, taşıyamıyorsunuz' diyor.
Fas'ın Fransızca yayınlanan dergisi 'Tel Quel' 11 Mart'ta
Kazablanka Üniversitesi güzel sanatlar fakültesindeki bir olayı
aktardı. Okulun başı açık son 5 kadın öğretmeninin posta
kutularına örtünmeleri uyarısı yapılan mesajlar bırakılmıştı.
Derginin yazı işleri müdürü 'Fas'ta ilk kez böyle şeyler oluyor'
diye konuşuyor.
5 yılda gelen değişim>>>Dahası artık sadece kadınlar değil, erkekler de hedef alınıyor.
Örneğin düzenlediği kültürel
faaliyetler İslami bulunmadığı için duvarlara karalanan yazılarda
kafirlikle, dinsizlikle suçlanan El-Cedidi lisesi öğretmeni gibi.
'Çok acı çekiyor' diyorlar yakınları, 'Öğrencileri artık ona
kuşkuyla bakıyor, eskisi gibi saygı göstermiyorlar.'
Herşey sessiz oldu. Düşünceler de, elbiseler de usul usul değişti.
Hiçbir tartışma, miting ya da çatışma yaşanmadan. Sukayna'nın
albümündeki okul fotoğrafları sanki bir başka yüzyıldan kalma
gibi: 'Şuna bakın. 1992'de çekildi. Kadın ve erkek öğretmenler
birlikte poz veriyorlar. Bugün böyle birşeyi düşünmek bile
imkansız.' Hüzünle 'İslamcılar'ın iktidarı da ele geçirmeleri
artık an meselesi' diye iç çekiyor..."
Fas'taki gelişmeleri yakından izlediğimiz için bu "değişim" bizi
şaşırtmadı. Örneğin, geçen yıl önce Rabat Üniversitesi'nde son
sınıfta okumakta olan bir kız
öğrenci şöyle diyordu: "Ben fakülteye girdiğimde sadece 2 türbanlı
vardı. Bir ay sonra 4'e çıktı. Onu izleyen ay 8'e... Herkes birine
çengel atmakla görevliydi. Sonra çengel atan da başka birine.
Bugün görüyorsunuz; okulun dörtte üçü kapalı."
Oysa 5-6 yıl önce böyle değildi. Alın size Fransız "L'Humanite"
gazetesinin 20 Mart 2000 tarihinde yayınladığı Rabat çıkışlı Fas
izlenimlerinden birkaç cümle: "Rabat ve Kazablanka sokaklarında
çok ama çok az türbanlı görebilirsiniz. Öğrencisinden öğretmenine,
memurundan işçisine kadar kadınların ezici çoğunluğu modern
giyimliler."
"Le Monde"un gözlemiyle bitirelim: "İslamcılık
derin ve kalıcı olarak Fas'a el koyuyor."

http://arsiv.sabah.com.tr/2006/05/23/yaz08-40-101.html

Siz, sizi ellerinde sopalarla döve döve mi türbana sokacaklar
sanıyordunuz!
Hala daha, gerçekleri göremeyen safdil garibanlar, "Amma da
büyüttünüz bu turban konusunu! Bırakın insanlar istedikleri gibi
giyinsinler. Bu bir inanç özgürlüğü meselesidir" deyip duruyorlar.
Ben de türban sorununun aslında bir kadın hakları konusu olduğunu
söyleyip duruyorum ama onların düşündüklerinin tam tersi yönden.
İsmet Berkan'ın kelimeleri ile, `muhtemel bir cumhurbaşkanının
eşinin başının açık veya kapalı olmasının Türkiye'de ciddi siyasi
gerilime neden olması` o
kadar şaşılacak bir şey mi acaba? Berkan'ın Amerikalı arkadaşının
söylediği gibi: `Bir de tersinden bakın, türban Çankaya'ya
girdikten sonra acaba türbansızlar Çankaya'ya girebilecek mi?`
Böyle tersinden bakamayacak kadar yeteneksiz veya zaten önyargılı
olanlara sormak gerek: Türkiye'de türbanın "kazanmasının"
türbansızların sıfırlanması anlamına geleceğini göremiyor musunuz?
"Hayır, Türkiye hiçbir zaman İran olmaz!" demeyin bana.
Türbansızların sıfırlanmasında hiç de öyle (İran'da olduğu gibi)
sopaya filan gerek olmayacağını hala algılayamıyorsanız, buyurun
size (Sabah'tan Erdal Şafak'ın kösesinden) "Bir Fas öyküsü". Bu
öykü de sizi ürpertmiyorsa (uyandırmıyorsa), artık söylenecek bir
şey kalmadı.


İşte bu yüzden "semboller" çok önemli Turkiye'de

Not: Bu yazı tamamen alıntıdan ibarettir. Amaç değişik birkaç bakış açısı ve örneklendirme yapmaktır.
Logged
02 Ekim 2007 22:42:03
türkçerumuzunsuyumuçıktı
Moderatör
U.Ü. üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 218


Gershwin-Nah'inBlue


« Yanıtla #9 : 02 Ekim 2007 22:42:03 »

ya arkadaslar ben simdi cıkıp ta abartıyosunuz desem bana da kızcaksınız ama inanın umursamaz yada kestirip atan bi tavırla demiyorum bunu.aksine bunları tartısmalıyız.bence bir insanın üniversiteye kapalı girmesinde bir sakınca yok .siz diyorsunuz ki basörtüsü siyasi düsünceleri simgeliyo bu nedenle bu sekilde okula girlmemeli.eger üzerinde che nin resmi olan t-shirt le birisi okula girebiliyosa bası kapalı da girebilir.önemli olan o basörtüsünün altındaki beyinler.belki de bu geri kalmıslıgın göstergesi olan,bu ülkede belli bir düzen oturtmus bazı insanların cıkarlarını,konumlarını kaybetme korkusunun sonucu olarak ortaya cıkan bu yasak yüzlerce binlerce zeki beyni ve bu ülkenin geleceginde önemli görevleri olabilecek insanları üniversitelerden sogutuyor.hani üniversiteler bilim yuvasıydı. Sırıtan komik oluyor komik.zaten günümüzdeki aydınlara (sözde!!!) bakmamız üniversitelerin acınası halini görmeye yeter.gerci ne söylesek boş bu ülkede insan hakları ne kadar insan haklarını ihlal edenler varsa onlara ,özgürlükler ne kadar insanların özgürlüklerine ambargo koyanlar varsa onlara calısıyo.
ne yazık ki che guevara artık bir marka olmuştur.che tişörtü giyerek o ideolojiyi benimsediğimizi yansıtamayız çünkü bu sembolü clublarda ultraviyole ışıkların altında  parlayıp da dikkat çekmesi için tasarlanan biçok tşört üstünde görebiliriz.bu nedenle ancak "türbanlı kadın" baskılı bi tşört giyen biriyle che tşörtü giyen birini kıyaslayabiliriz.che tşörtü giyen biri üni.ye girebiliyorsa türbanlı da girebilir demek ne kadar doğru olur bu durumda?devrim beresini takıp,ayağa postalı,kamuflaj pantolonu,üstüne yeşil parkayı beline komando bıçağını geçiren bi öğrenci girebilirse eğer kampüsün kapısından ozaman diyebiliriz ki "bu giriyosa türbanlı da girebilir"...
(gerilla gibi giyinenlerin girebilmesini savunma anlamında söylemedim umarım anlatmak istediğimi aktarabilmişimdir...)
« Son Düzenleme: 02 Ekim 2007 22:47:07 Gönderen: türkçerumuzunsuyumuçıktı » Logged

İzin verilen 300 karakter. Kalan: 236
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Bu Sitedeki Ozel Mesajlar PmSpy 1.2.0 Ile Denetlenmektedir
Joomla Bridge by JoomlaHacks.com

DESİGN By tsira
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.63 Saniyede 24 Sorgu ile Oluşturuldu