Uludağ Üniversitesi Öğrenci İnisiyatifi Forumları > Kültürel kategori > Kültür-Sanat,Edebiyat (Moderatörler: tursil, unforgiven_67, karpow) > ŞİİR_NAME....
Sayfa: 1 2 [3] 4   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: ŞİİR_NAME....  (Okunma Sayısı 2199 defa)
16 Nisan 2007 18:07:00
eternal
U.Ü. üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 76



« Yanıtla #30 : 16 Nisan 2007 18:07:00 »

Aşkın Radyoaktivitesi

Aşkı duydum mu bir başıma kalıyorum
Kasıklarımı ovuyorum bir güzel
En küçükleri var ya ayak parmaklarımın
İlk peşin onları görüyorum.

Bir çelik mavisi damar tam da çenemin üstünde
Çoğu zaman gün ışığında seçtiğim
Tıp tıp atıyor yüzümün kenarcığında
Saçlarım kapkalın geliyor elime.

Gündüzün, ama tam gündüzün oluyor bu iş
Kirlerim, pis kokularım bellıyken iyice
Soluyup dururken, birşeyler geçirirken aklımdan
Uzanıp kalıyorum ta pencerenin dibinde.

Yukarıyı düşünüyorum, bir aşağı katta oluşumdan
Dört duvar, bir buz dolabı, naylona benzer bir gök
Bütün o zehir gibiliği soğumus seylerin
Anlıyorum bir aşk akımıdır dolanıyor üstümde.

Durmadan aşklanıyorum ama hep böyle
Karanfiller gibi taze omzum, dizlerim, ayaklarım
Toplanıp gidiyor derken o deli fişek şey
Gün gibi parlıyor tırnaklarım.

Edip Cansever
Logged

Özlediğim kadar unuttuğumsun artık
16 Nisan 2007 18:07:41
burak
U.Ü. üye
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 415



« Yanıtla #31 : 16 Nisan 2007 18:07:41 »

Ben jiLetin öteki yanına yatıyorum sana iyi geceLer
PusuLarın üstünden gece vardiyaLarı ve rıhtım görüLüyor
Üstündeki kan kokusu bütün cesetLeri buraya çekecek
ÖyLe şehvetLi ki dudakLarını saran atmosfer
DipLerine kömür çökmüş tırnakLarıyLa küçük serseriLer
Senin eLLerinden kabusun matarasını kapacak ve
İçindeki sessizLiği içecekLer

Ben hüznün öteki yanına yatıyorum sana iyi geceLer
Son tartışmamız oLsun bu yoksa beni öLdürecekLer
UsuLca akan bir gözyaşı gibi sevişeLim de biraz, eğer istersen,
Çok uzun yoLLarı aydınLatan benzin istasyonLarı gibi
UykusuzLuğumuzu göLgeLesin aLkoLün dövdüğü saatLer
Bak, yatakta ikimiz de ağLıyoruz; meseLemiz malum, aşk
Üst kattaki komşu yine çocukLara su veriyordur
HapLar da kayboLdu, esrar da, biLekLerimizdeki kesikLer de
Havaya bir kuş at, ben onu yerdeki gözLerimLe vuracağım
DudakLarın ne ki, oLsa oLsa şurdan üç beş adım
Ben mezarın öteki yanına yatacağım sana iyi geceLer
Aramıza bir hançer bırakacağım, beLki küfLü bir hançer
Onun küfüyLe pasLanırken gizLi sakLı yaLnızLığımız
Rüyamıza giren periLer
İçimizdeki mutsuzLuğu içecekLer

Ben intiharın öteki yanına yatıyorum sana iyi geceLer..

tapıLası insan ..
Logged

YOR BENI HAYAT! KENDIMI ANLATAMADIYSAM SANA, YOR BENI!!!
16 Nisan 2007 18:10:19
burak
U.Ü. üye
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 415



« Yanıtla #32 : 16 Nisan 2007 18:10:19 »

Ben Seni Seviyorum Bunda Bir Kasıt Yok

acınası tesadüflerle ayrılıyorsun molekülden,
hüzün hastası bir hayvansın
şiddetli baş ağrılarıyla çalkalanan
çok kurak iklimlerde, büyük sinir krizlerinde
ağır işkence görmüş şehirlerde
saadetin zarif, adaletin ince.

bir miktar alkol ve ürperti alıyorsun
kelimelerin karardığı peşin hükümlerde.
şahsi sevişiyorsun şiddetin bütün bitki örtüsüyle.
gözlerin ucuz, tutkun ucuz, direncin ucuz
tehlikeli bir yalan gibi duruyorsun
ruh yoksulluğunun harikulade iskeleti üzerinde.

tutulamayacak yeminsin, yemin ederim,
her insana gerçek aşkı öğretecek bir külfetin var
ve
alelacele asılmış bir çocuk militan
gibi şaşkın ama onurlu bakıyorsun
yükseldiğin gökyüzüne.

ben seni ayakta alkışlıyorum
hep ayakta alkışlıyorum seni ben
yollarda yürürken alkışlıyorum
sinemalarda, üçüncü sınıf oyuncularda alkışlıyorum
..........

Logged

YOR BENI HAYAT! KENDIMI ANLATAMADIYSAM SANA, YOR BENI!!!
16 Nisan 2007 18:12:58
burak
U.Ü. üye
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 415



« Yanıtla #33 : 16 Nisan 2007 18:12:58 »

dudaklarım gerisin geriye çekildi; ağdalı bir sıvının ağır ağır örttüğü, korkunun biçim kazanıp ayağa kalktığı ve ‘hey bana bir şeyler söylemenin vakti geldi’ dediği zamanlarda bekledim seni; gözlerimi kapadım. bekledim. beklerken, özlemenin hangi geçitleri geçilmez kıldığını, hangi duyguların insanı hayata kazandırdığını, basite indirgenmiş hüzünlerin geceleri dinlenmeye müsait şarkılarla şahlandığını anlatamadım. evet, bilmiyordum. bilmiyordum, kelimelerden arınmış bir cümle kurar gibi sevişmeyi. sevişirken sözlük kullanıyordum hala. ama, seni seviyordum. ve sevdiğimi, sevgimi anlatma telaşıyla hata üstüne hata yapıyordum sana. sana yaklaşamıyordum. yasaklanmıştın adeta. çiğnemeye çalıştığım yasak olsan da, uzak dursan da, o korkunç şeklini korusan da, farketmiyordu hiçbir şey. küçük bir ateş. küçücük bir ateştin sen. sönmekten ürken bir ateş. bir su damlasıyla bütün görkemini kaybedebilecek bir ateş. aşkın mecali kalmamıştı. sessizce sokuldum yanına. acıyla irkildin. gülümsedim. gülümsememe anlam veremedin elbette. kimdi bu? ne istiyordu? tanımadığın biri. hatıralarını darmadağın etmeyi planlamış bir yabancı. fuzuli bir beden, karşındaki. usulca uzandım,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

kimi geceler penceremden uzayı seyrederim. uzayın adını ben koymadım. uzayın adını yıldızlar, gezegenler kendi aralarında kararlaştırmışlar. rahatlatır beni o. bütün yağmurlar, uzayın derinliklerinden gelip yağar diye düşünürüm. yağmurlar başka galaksilerden gelip yağar. romantizme uyum sağlamak için de değil. öyle. işin gerçeği budur. yağmurlar, bu dünyaya ait sanma. bembeyaz bir yalnızlığın olmalı senin de. lekesiz bir yalnızlık. lekelenmeye müsait bir yalnızlık. tedirginliğini buna bağlıyorum seni seyrederken. pişmansın. pişmansın kapıp koyveremediğin için sanki. elinde olsa, avaz avaz bağıracaksın sokaklarda. ‘neyim ben? ! ’ diye haykıracaksın. olmuyor tabii. olmuyor. sıyrılır gibi lüzumsuz bir yerden, sıyrılıp kendi affına sığınıyorsun. beni anlayacağın günler gelecek. beni de göreceksin. benimle tamamlanacak bir şeye benziyorsun çünkü. korkma lütfen,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

çocukluğumdan söz etmek isterim sana, eğer sıkılmazsan. bir gün otururuz evde, ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika. kaç yaşımdaysam, o kadar yıl sürer konuşmam. çay pişiririz. çaydanlığa su yerine votka koyarız sen dilersen. sonra da sen anlatırsın: sevdiğin filmleri, sevdiğin parçaları, sevdiğin canlıları, sevdiğin... hep sevdiğin şeylerden konu açarsın. ben sıkılmam. ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim. seni hayal ederken keşfettim sıkılmamanın azametini. bir insan, bir insanı sıkamaz. bir insan canı isterse sıkılır. hacimler açarım sana içimde, dolman için, oraya akman için. hacimler açarsın bana; çağlayarak gelirim. endişelenmen gereksiz,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

olması gerektiği kadar fedakar biriyim aslında; daha fazlasını umma açıkçası. endişelerim, ideallerim, halletmeye çalıştığım meselelerim var. başkalaşmaya çalışıyorum. gözardı edilmiş tutumlar edinmek hoş. değişmek, hiç de zor değil. yalnızca özgür olabilsem, sorun kalmayacakmış gibi sanki. anlaşılmak istiyorum: sevdiğim bir şarkıyı herhangi biriyle paylaşırken aynı duyguları hissetmek arzusu bu. evet, tıpkı bu. sese, ahenge kapılırken, kendini müziğin ritmine verirken yanında bir diğerinin olabilmesi; görkemli bir anda birlikte sadeleşebilmek. birlikte dansedebilmek gibi. sen hastayken başucunda birinin sabaha kadar oturması gibi. arada bir alnındaki teri silmesi, üstünün açılmamasına dikkat etmesi gibi. bir başkası için hayatta kalma çabası gibi sanki. ölmek için değil, yaşamak için uğraşmak gibi. ummadan, hayal etmeden, sıradan, olduğu gibi.doğal. ve ciddi. ciddi ciddi hayatla mücadele edebilme gücü. bu gücü yanyanayken yaratabilme yeteneği. ben bu yeteneğin bir parçası olarak sokuluyorum sana. masallarla geliyorum. efsanelerle geliyorum. herhangi bir insanın birikimiyle geliyorum aslında. artniyetsizim. inan,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

bazı sorulara cevap bulamadım; kuşkusuz gerekli de değildi bu. soruyu soru halinde bırakıp sahici yanını korumaya çalışmam, cehalet mi sanıldı acaba? ! bedenlerin bedenlerden istedikleri, ruhların, ruhlardan çıkarttıkları, karşılıklı acıların birbirlerinin etkisini arttırdıkları vakitlerde düştün aklıma. aklıma yayıldın. ne kaybedebilir, ne kazanabilirdim ki artık: ortadaydım işte! bir başkasının mal varlığına dönüşmeden yaşayabilmenin yalnızlığıydı bu. hayır! melankoli diye adlandırma bu durumu; ortak bir açı yakalayamama sorunu galiba. her kadın gibi doğurmak hevesi, her erkek gibi dağların doruklarında biraz gözden ırak hüzünlenme denemeleri aslında. kusura bakma, kafam biraz dağınık,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

insan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir. kızmamalısın. darılmamalısın eğer bir kardeşlik varsa aranızda. sevgi, hoşgörü takıntıları da değil. bir elmanın kırmızı olması, bir gülün öyle kokması, bir derdin halledilmesinin ardından gelen ferahlık kadar sıradan ve güzeldir hata yapmak da. aşka çılgınlığın yakıştığı çağları neden unutalım? neden tarihin çuvalına tıkalım tatlı serseriliği, az biraz sergüzeşt olmayı? ! ilımlılık mı kurtaracak insanlığı? alttan alma mı örtecek bunca çirkefi, zorluğu, belayı? demokrasi, senin saçlarından güzel olamaz. senin yüzünden daha güzel olamaz krediler, faizler, repolar, tahviller. dünyanın en uzun gecesi 21 aralık değil, beni terkettiğin gecedir. beni üzdüğün, yorduğun, yıprattığın gecedir. bir kabahat mi gerçekten kendi dışında birine hayranlık beslemek? ! gerçekten kırıyorsun beni,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

birinin peşindeyim ben; tanımsız bıraktığım birinin. sessizliğin doyurduğu, biçimli ve endişeli birinin. düşüncelerimi zapteden, kelimelerimi korkutan birinin. yanında huzurlu uyuduğum, mutlu uyandığım birinin. onunla olmakla, onunla birlikte yaşamakla gizli bir gurur duyduğum, asla kıskançlığa ya da sahiplenmeye dönüşmeyen bir tutkuyla bağlandığım birinin. onu arıyorum göğe her baktığımda; bir melek gibi uzanıp yüzüme dokunacağını tasarlıyorum. bütün aşkların payına düşen şiddetten arınmış, başkalarına aynı/ birbirimize farklı koktuğumuz bir sevginin yolu bu. cesaretimi ondan alıyorum pervasızca ve yine ona ben cesaret veriyorum mücadele ruhunda. bir sır gibi saklıyoruz misafirliğimizi. hüzün bitince geri döneceğiz çağımıza. insanlığa karışmaya hazır yapışık kalpler taşıyoruz aşkımızda. bizim aşkımız hakikaten beden gücü gerektiriyor akıl kadar. yapacak çok işimiz var. dövüşecek çok düşmanımız var. kucaklayacak çok arkadaşımız var. bizim sebebimiz bu. bizim fazlalığımız bu. belki de iksirimiz. kanayan yüzlerle çevrili bir gezegende, fırtınaya karışan bellek tozlarımızla, erdemlerimizle, ideallerimizle ayaktayız. yalan söylemiyorum

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

evet, sen de isterdin sanırım huzurlu yaşayabileceğin bir hayatın planlarını yapabilmeyi; kolaya indirgenmiş, biraz fazlayı aşırılıkta aramayan, ölçülü bir heyecanla kritersiz bir maceraya aday kahraman olmayı. “rüzgara dur, yağmura yağma, mevsime değiş” demeyi; doğru, hepimizde biraz tanrıyı kıskanmak var galiba. bütün günahlar da buradan kaynaklanıyor adeta. hırslarımızın, çekincelerimizin odağı burası. kazanmaktan çok, kaybetmeyi göze alabiliyoruz. çikolata bile kurtlanabilir. dondurma erir. çiçek solar. galiba önemli olan, onları yerinde yaşamak, yerinde korumak! birer hatıraya dönüşseler bile! kaç ölüme kaç doğuma şahit olduğunu hatırlayabiliyor musun? sevmek, ifade edebilmek kadar, ifadeyi unutmamaktır da.

şimdi sessizce uzaklaşmalıyım. çünkü beni anlamadığını, anlamak için uğraşmadığını, hatta bunu önemsemediğini biliyorum. aynı otobandaydık ve birimiz birimizin yanından geçip gitti. hafızasızlığı, gurur saymanın adil yanı! . hangimiz süratliydik; önemi kalmadı. hangimiz daha özveriliydik; bunun da.. umarım mutlu olursun. bunu bir çöküntü anında da söylemiyorum. hiç kimse aldatmadı ötekini; yalnızca böyleydik işte! . yüzüme öyle bakma nefretle,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

benden uzaklaştıkça, bana ait olandan yakanı sıyırdıkça rahatlayacağını, herşeye yeniden başlayabileceğini sanıyorsun. kimbilir, doğrudur belki de! . adımın yaşamadığı, adımın özlemle anılmadığı yerlerde kime umut verebilirim ki zaten? romantizmin tehlikesi büyük! romantizmin tehlikesi büyük! romantizmin esrarı büyüleyici! romantizmin kanına girdiği insanlar bencil ve hırslı!
ben seninle birlikte yaşlanabilecek kadar erken yola çıkmayı istemiştim; maceramız uzundu çünkü. maceramızın tahakküm altına alınamayacak kadar mükemmel olması, donanımımızla ilişkiliydi. ynni, sen ne kadar sevecensen, ben ne kadar yıpratıcıysam.. o da o kadar mükemmeldi. özveri denebilir buna. evet, buna özveri demek beni mutlu ediyor. insan, özverinin çocuklara ad olarak verilebileceği bir dünyada tanımını kaybediyor. bu kaybedişteki kaosun ritmiyle çekiliyorum sana. sen bir mıknatıssın şeffaf ve ben, çekilirken sana içimdeki alelade metal parçalarıyla, kan şekerim düşüyor, ağzım düşüyor, ellerim.. en çok da ellerim düşüyor! . sakın ha üstüne alınma,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

ben seni kırmak için yaratılmadım. uzun zamandır seni planlıyorum haksızca; cezalandırılacak kadar mı yabancı, tanınmaz ve suç yüklüydüm? ! belki; seni çok yıprattığımın, bıraktığımın elbette farkına vardım, ama herşey mi benim aleyhte varoluşumla açıklanabilir? ! beni, başta sana olmak üzere kimliklere karşı saldırganlaştıran koşulları tek başıma ben mi oluşturdum? seni kaybettim. bunu biliyorum. seni kaybettiğimi sen çekip gitmeden önce de biliyordum. ortadaydı. bedel ve kefalet ortadaydı.. senin hakkında bir satır yazmamaya çalışmamın nedenini hiç düşündün mü? ! sana ait olanları içten içe koruma uğraşı mıydı sanki bu: kuşkusuz. hala da saygıyla ağlıyorum. büyük bir tesadüfe yenildim, büyük bir eksen kaymasıyla, sihirbazın şapkasında sıkışıp kalan tavşan gibi,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

elbette kızıyorsun bana; belki en çok da bu zayıflığıma kızıyorsun: tedirginliğime, seni kaybetme endişeme, telaşıma, şaşkınlığıma, titreyişime, ürpermem, anlamlarını anlamamış kelimelerle yetinmeme, müzakerelerde bulunmama, buhranların yorduğu bir gençlik yaşamama, bilincimi sana yönlendirmeme, sürekli sürekli içmeme, kelimlerin kifayetsiz olma durumuna, vesaireye vesaireye.. inadıma öfkeleniyorsun. seni bırakmama, seni özgürlüğüne salmama hiddetleniyorsun. bu da aşk işte! bu da entrika! bu da soysuzlaşmanın, aşkın getirdiği dalaveralarla kendine kilitlenmenin başka bir çeşidi! peki anahtar nerede sevgilim? ! peki anahtarın üzerindeki yivler kimin eseri? ! dur, dur, bağırma,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

bunlar da geçecek şüphesiz. seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki.. bir küsme, bir burulma biçimiyle gidişinin ardından şehrin gri cephelerine fevkalade ağır bir el bombası gibi düşen bunaltının bıraktığı korkunç acının unutulmasına kaç yüzyıl kaldı ki.. yaralandım. bütün noktalarımdaki nöbetçiler de yaralandı. çığrından çıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta yalnızlığım. bir gerçek aramıyorum felakete. bir bahne göremiyorum arkadaşlarımın beni teselli etmek için söyledikleri kelimelerin hanesinde. ama yokluğunu doldurmuyor sevda siyasetinin hançerleri. ama bilemiyorum yağmurun ardından artık hangimiz suçlanacak.. eğer hissediyorsan,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

ben sende ardı arkası kesilmeyen bir korku sevdim. ben bir cüce çocuk sevdim sende sıska. şiddetli ve hayret uyandıran manevralarla kendi kanına olan saplantılı aşkını sevdim. o rutubet kokan loş yüzündeki kanalizasyonları, az kelimeyle kurduğun cümlelerdeki gizli soru işaretlerini, barlardan çatlak bardak gibi atılmayı beklemeni, serserice patlamalarını, yuttuğun toplu iğneleri ve bir film hilesi hissi uyandıran utangaç hasret pozlarını sevdim. dokunamadım sana. parmakuçlarım neşterdi çünkü. kırılan bir kemiğin sesiyle veda ederken,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
Logged

YOR BENI HAYAT! KENDIMI ANLATAMADIYSAM SANA, YOR BENI!!!
16 Nisan 2007 18:15:20
bdefnem
Moderatör
Deneyimli Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 609


kimya


« Yanıtla #34 : 16 Nisan 2007 18:15:20 »

Ya zamanından çok erken gelirim..
Dünya'ya geldiğim gibi,
Ya zamanından çok geç,
Seni bu yaşta sevdiğim gibi....

Mutluluğa hep geç kalırım.
Hep erken giderim mutsuzluğa..
Ya herşey bitmiştir çoktan,
Ya hiçbirşey başlamamış...

Öyle bir zamanında geldim ki yaşamın,
Ölüme erken,sevgiye geç..
Yine gecikmişim bağışla sevgilim..
Sevgiye on kala,ölüme beş......




AZİZ NESİN
Logged
17 Nisan 2007 00:31:50
burak
U.Ü. üye
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 415



« Yanıtla #35 : 17 Nisan 2007 00:31:50 »

İstediğin Gibi Yaptım; Artık Kalbim Yok!

artık kalbim yok ağladığımda sana
düşündüğümde seni artık kalbim yok
seni anlatırken birilerine, atmıyor kalbim
atmıyor kalbim seni gördüğümde rüyalarımda
istediğin gibi yaptım; artık kalbim yok !
küçük bir velede verdim onu, oyuncak niyetine
fırlattım attım doyursun karnını diye bir sokak
köpeğine
suda sektirdim bir kiremit parçası gibi
ve bekledim batmasını
bekledim batmasını yanan bir gemi
nasıl ağlayarak denize dökülürse

istediğin gibi yaptım; artık kalbim yok!
artık kalbim yok baktığımda eski resimlere
özlediğimde seni
arta kalmış bir kalbim yok!
YOK...

Logged

YOR BENI HAYAT! KENDIMI ANLATAMADIYSAM SANA, YOR BENI!!!
17 Nisan 2007 10:56:18
asmunikal
U.Ü. üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 21



« Yanıtla #36 : 17 Nisan 2007 10:56:18 »

Kurt

Ah! artik benim de benzim sari,
Damar kanimi dolastirmiyor.
Hiçbir kiyiya ulastirmiyor,
Beni Sehrazad'in masallari.

Anlamiyorum dilinden artik
Geceyi saran güzelliginin;
Içim kör bir kuyu gibi derin,
Bir sey beklemiyor benden artik.

Susmak istiyorum, susmak bugün.
Susmak.. hiçbir üzüntü duymadan.
Büyük bir kus iniyor semadan.
Sükut, bu indigini gördügün.

Artik tirtillari beslemiyor
Bahçemin orta yerindeki dut.
Basima kondu ebedi sükut.
Gün yeniden dogmak istemiyor.

Kusla oldumsa da senli benli,
Beynimi kurcalayan bir kurt var:
Anlamak istiyorum, ne yapar
Rüzgari bosalinca yelkenli?


orhan veli
Logged
17 Nisan 2007 16:50:13
unforgiven_67
Administrator
U.Ü. üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 452



« Yanıtla #37 : 17 Nisan 2007 16:50:13 »

YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN...

Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?
Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde
hissetmek. Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?
''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda
boş  yere
saatlerce havadan sudan söz etmek.
Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?
Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek.
Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek...
Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?
Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak.
Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.
Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?
Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan
yana...
Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte.
Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek...
Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.
Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?
Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak...
Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin
her
mısrasında seni bulmak.
Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?
Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz
duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek.
Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak.
Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde.
Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime.
Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?
Nereden bileceksin?
Sen benimle hiç olmadın ki.
Olsaydın avuçlarım terlemezdi...
Isırmazdım dilimin ucunu...
Özlemezdim seni yanımdayken...>
Kıskanmazdım.
Korkmazdım yollarda yürümekten.
Islanmazdım yağmurlarda...
Yıldızlara aya dert yanmaz,
böyle her şarkıda sarhoş olmazdım.
Korkmazdım seni kaybetmekten
ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize...
Ve her kulaçta haykırırdım seni..
Ama sen hiç benimle olmadın ki...
YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN...

Can YÜCEL
Logged

İstesem Bir Kadeh Rakıya Gömerdim Gözlerini
İstesem Ardıma Bakmadan Bırakıp Giderdim Seni
Ne Senden Gecebildim NeKadehlerden
Ben Seni Katıksız Sevdim Be Gülüm
Rakıya Su Kattığım Gibi Su Katmadım Sevdama
Beni Bilirsin ZalimSevdimmi Allahına Kadar Severim
Sildinmi Bir Kalemde Silerim
17 Nisan 2007 20:34:35
tsira
Administrator
Deneyimli Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 593


kadrolu öğrenci


WWW
« Yanıtla #38 : 17 Nisan 2007 20:34:35 »

vazgeçtiğini nasıl sustun bana....
beceriyordun işte
başarısız bir becerişti bu....
 
susuyordun bana...
adını söyledikçe susuyordun....
mecburdun buna....
Artık diyecek lafım kalmamıştı sana karşı...
düğümlenmişti işte sözcüğün kattetiği bütün yollar...
ben o düğümleri çözmek için savaşıyordum
senin hayalinle:!!!
ama sen o sırada bende değildin.....
zaten bende hiç olmadınki sen....
 
içimdeki seni öldürmeye çalışıyorum
ve
bu benim ilk cinayetimde değil....
 
ama neden daha öncekiler bu kadar acı ve ızdırap vermemişti bana....
anlamalardayım yine...
bu kez kalemlerimiz tükenmesin....
anlayalım herşeyi.....
 
hayatımda silinmeyecek izler bırakn olaylar:
yine birilerini alıyordu benden....
 
ve benim ellerim yine bağlıydı....
dedimya bu sefer kör düğümdü bu bağlar.....
ve işin kötüsü çözmek için uğraştığım,savaştığım
tek bağlardı bunlar....
 
 
ellerini:
ellerimin arasından çekip alman
neden o kadar zor gelmişti bana....
ve bir o kadarda istekli......
tezatlık bumuydu.....
 
son bir sarılış istiyordum senden...
son kez.....
eğer sarılsaydın son olurmuydu acaba....

olmazdı ki...!!!

nasıl bırakacaktın beni....
 
korktun......
hemde çok.....
içine almandan korktun beni....
ve içlerimizi acıtmaktan.....
 
bundan daha fazla acıtabilirmiydinki içimi....
 
 
en büyük acıyı sunmuştun bana...
senin yerine bütün acıları çekmeye razıydım....
 
ama sen bana sadece acı bıraktın.....
 
 
sonsuz acılar....
kapanmayan acılar....
derin acılar....
yerle bir acılar
......
 
ne zaman yorgun çaresiz ve umutla bakan
gözlerin gözümün önüne gelse
işte o zaman ağlarım......
 
kendim için ağlamayacak kadar
kendime
kızgınım öfkeliyim.....
 
bir şeyi merak ediyorum
daha kaç gece sürecek bu gözyaşları
daha kaç kere gelevera deresini dinlerken....
gözlerim
içim
kalbim
kan ağlayacak..........
 
daha kaç gece nefretinde boğulacağım


ve ben gene bilmiyorum.........
 
 
 
dina(tsira) ekim 26-2006



Uuzun soluklu bir hayat paylaşımından arda kalan son dizelerdir...


dostlukla...
Logged

Dün gece ansızın kapı çalındı. 'Kim bu münasebetsiz acaba?' dedim kendi kendime. Gittim açtım, gelen
bendim. Evet bendim. 'Vaay' dedim, 'Arkadaş bir insan
bu kadar mı kimsesiz olur, bu kadar mı yalnız olur!?'
17 Nisan 2007 20:36:57
tsira
Administrator
Deneyimli Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 593


kadrolu öğrenci


WWW
« Yanıtla #39 : 17 Nisan 2007 20:36:57 »

Çığlığımın sessizlikte boğulmasıydı...
kelimelerimin,
birer
birer
boğazımda sıralanıp
düğümlenmesi.....
acı
duyuyordum
her yutkunuşumda....

duvarlar örmüştün aramıza...
o duvarların arkasında,
hislerini körelterek
bana karşı nefretini biriktiriyordun....
bu sefer daha keskindi nefretin....
ayazda nefes alışı kadar keskindi...

bense:
o duvarlara yasadışı sloganlar yazıyordum....
sana dair...
bir anarşistin,
bir gözünden aşkı tarif edercesine...

ruhuma sızıyorsun....
ruhuma sızdığın yerden
kanamaya başlıyor
hislerim....
sen
ruhuma sızdıkça
kanıyorum....
ve sen
ruhuma sızdıkça
ben öldüm...



tsira(dina) kasım 8 2006


tozlu bir anının buruşturulmuş sayfa kırıntılarından bir demet acıdır..


dostlukla...
Logged

Dün gece ansızın kapı çalındı. 'Kim bu münasebetsiz acaba?' dedim kendi kendime. Gittim açtım, gelen
bendim. Evet bendim. 'Vaay' dedim, 'Arkadaş bir insan
bu kadar mı kimsesiz olur, bu kadar mı yalnız olur!?'
17 Nisan 2007 20:42:20
Berkant
U.Ü. üye
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 81



« Yanıtla #40 : 17 Nisan 2007 20:42:20 »

Başka türlü birşey benim istediğim
Ne ağaca benzer ne de buluta
Burası gibi değil gideceğim memleket
Denizi ayrı deniz
Havası ayrı hava

Nerde gördüklerim nerde o beklediğim
Rengi başka tadı başka
Bir başka yolculuk dalından düşmek yere
Yaşadığımdan uzun
Bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
Ağacın yüksekliğince,dalın yüksekliğince rüzgarda
Ve bir yeni ömür vardığın çimen yeşilliğince

Can Yücel

-

SESSİZLİK 
Biz o kadar ağladık ki beraber, 
Gözyaşları doldurdu avucumu şimdilik. 
Şimdilik uzun uzun, bambaşka bir sessizlik 
Yavaşça alçalarak, yavaşça bizi dinler.

Etrafta kalan sesler kesildi birer birer. 
Hatırlamaz olmuşum, her şey uzakta, silik. 
Yalnız senin vücudun... Ah içte bir içimlik 
Bir su gibi ellerin avucumda serinler.

Vücudunun gölgesi bak yerde gölgemle bir, 
Yeni bir nefes gibi sessizlik göğsümdedir. 
Sessizlik içerime doluyor yudum yudum.

Dolu bir yelken gibi göğsümde genişleyiş, 
Ve öyle için için, ve öyle geniş geniş. 
Ben hiç bir şey duymadan, ben yalnız seviyorum.

Ziya Osman Saba

-

benim için özel iki şiir, paylaşmak istedim.
herkese merhaba bu vesileyle.
Logged
19 Nisan 2007 16:50:45
bdefnem
Moderatör
Deneyimli Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 609


kimya


« Yanıtla #41 : 19 Nisan 2007 16:50:45 »

GUC ILE CESARET ARASINDAKI FARK

Kati olmak guc ister
Nazik olmak cesaret

Savunmada olmak guc ister
Kalkanlari indirmek cesaret

Ustesinden gelmek guc ister
Teslim olmak cesaret

Bir yere uyum saglamak guc ister
One cikmak cesaret

Bir arkadasin acisini hissetmek guc ister
Kendi acinizi hissetmek cesaret

Tacize dayanmak guc ister
Tacizi durdurmak cesaret

Sevmek guc ister
Sevilmek cesaret

Hayatta kalmak guc ister
Yasamak cesaret
Logged
21 Nisan 2007 02:36:05
tsira
Administrator
Deneyimli Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 593


kadrolu öğrenci


WWW
« Yanıtla #42 : 21 Nisan 2007 02:36:05 »

Daha iyi anlıyorum artık..
En son odama bir enkaz yığını halinde çökerek girmemle başlamıştı odamdaki matemin beni içine çeken büyüsü...
aslında herşey tepetaslak olmamıştı ki hayatımda...
çünkü ne hayatım kalmıştı nede ^^her şey^^ elimde,
geçmiş yıllarımda,yanımda,gözlerimin taa içine bakan koskoca bir HİÇ vardı...
Ezilmişti yüreğim,dayanacak gücü bulamıyordum...
Sonra içimdeki geveze sessizliği dinledim...
Mutsuzluğun,yalnızlığın,ihanetin verdiği acılarıda yanıma alarak....
nereye gitsem gzölerimdeki  boşluk beni ele veriyordu
susmak istiyorum,yüreğimi parçalarcasına susmak ve hiç bir şey duymamak görmemek,
kalbimin atışını hatta nefes alışımı bile hissetmemek sonrasında....
odamda bir hüzün bulutu var sanki
her akşam beni karşılayan
ve fazlasıyla sardık!!!
beni yalnız bırakmıyor ve mutluluğa karşı kolluyor..
bütün enerjim,keyfim,planlarım odamın kapısının dışında kalıyor...
ve ben sadece uyumak istiyorum....
kimseye dokunmadan kimsenin soluğuna karışmadan....
rüyalarımda olsun istemem...
siyah-beyaz sürsün düşlerim...
yakalara takılacak resmim gibi....
aslında istemezdim soru işaretleri arkamda bırakmak ama....
cevapsız sorular var ceplerimde....
ve cevapları birer bıçak,kalbimi kanatan,içimi sızlatan......
varsın bende kalsın....
anladımki zamana bırakmak değil,zamanla bırakmamakmış doğru olan....
acıda olsa zamanı,zamanla beni bırakanlara bırakıyorum.....
--------kapı eşiğinde unutulmuş anlarımdan birisinde-----(tsira)-----------tarihsiz



dostlukla...
« Son Düzenleme: 21 Nisan 2007 02:41:36 Gönderen: tsira » Logged

Dün gece ansızın kapı çalındı. 'Kim bu münasebetsiz acaba?' dedim kendi kendime. Gittim açtım, gelen
bendim. Evet bendim. 'Vaay' dedim, 'Arkadaş bir insan
bu kadar mı kimsesiz olur, bu kadar mı yalnız olur!?'
27 Nisan 2007 01:01:45
swordlion
U.Ü. üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 15



« Yanıtla #43 : 27 Nisan 2007 01:01:45 »

     SEN YOKKEN

Sen yokken gittim
Korkularımın üstüne
Hiç ardıma bakmadım
Gümüş şiirler yazdım sen yokken
Çok yangın çıktı yüreğimde
Küllerini bile savurmadım
Irak denizlerin fırtınasıydım
Uzak iklimlerin sert rüzgarları
Kulaçlarken denizinde gurbeti
Kanlı savaşlarım,
Belalı sevdalarım olmadı hiç
Ama hep sustum,
Hep ağladım, hep yandım sen yokken.
Bekliyorum dönüşünü yeniden,
Bir gelsen,
Hayatın önünden alsan beni
Bir gelsen,
Sellerin önünden alsan beni
Bir gelsen,
Ölümlü düşlerimden alsan beni.

Çok durdum güneşe karşı bir başıma
Savrulurdum rüzgarlarında sensizlik denizinin
Sen yokken,
Az dolaşmadım gönlümün kuytularında
Üşüyen karanfilim şimdi buruşuk parmaklarda
Bir kırağı ayazıydım gecenin kollarında
Zifirlerinde sadece ben üşürdüm.
Hiç aldırmadım esen rüzgara
Hiç dinlenmiş bir yürekle çıkmadım ortaya
Yinede hiç yıkılmadım giden trenlerin ardından
Ama bütün yangınlar beni yaktı önce
Hep ortasında kaldım vurgunların
Vurgun nedir ki? deme
Bir babanın serzenişi nasılsa öyle
Bayrakları indirilmiş,
Bozguna uğramış bir hisardım sen yokken
Hep sustum,
Hep yandım, hep ağladım sen yokken.
Bir gelsen,
Yangınlardan alsan beni,
Bir gelsen,
Dünyalarımdan alsan beni,
Bir gelsen,
Şafaksız gecelerden alsan beni,
Ama ne zaman gelsen,
Akşam kızılı gözlerimle bulacaksın beni.

Büyük üstad CAHİT KÜLEBİ'den
Logged
03 Mayıs 2007 19:00:00
tsira
Administrator
Deneyimli Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 593


kadrolu öğrenci


WWW
« Yanıtla #44 : 03 Mayıs 2007 19:00:00 »

Yasamaya Dair

Yasamak sakaya gelmez,
Büyük bir ciddiyetle yasayacaksin
Bir sincap gibi mesela,
Yani, yasamin disinda ve ötesinde hiçbir sey beklemeden
Yani, bütün isin gücün yasamak olacak.
Yasamayi ciddiye alacaksin,
Yani, o derecede, öylesine ki,
Mesela, kollarin bagli arkadan, sirtin duvarda,
Yahut, kocaman gözlüklerin,
Beyaz gömleginle bir laboratuvarda
Insanlar için ölebileceksin,
Hem de yüzünü bile görmedigin insanlar için,
Hem de hiç kimse seni buna zorlamamisken,
Hem de en güzel,
En gerçek seyin yasamak oldugunu bildigin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksin ki yasamayi,
Yetmisinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
Hem de öyle çocuklara falan kalir diye degil,
Ölmekten korktugun halde ölüme inanmadigin için,
Yasamak, yani agir bastigindan.
1947
Diyelim ki, agir ameliyatlik hastayiz,
Yani, beyaz masadan
Bir daha kalkmamak ihtimali de var
Duymamak mümkün degilse de biraz erken gitmenin kederini
Biz yine de gülecegiz anlatilan bektasi fikrasina,
Hava yagmurlu mu, diye bakacagiz pencereden,
Yahut da yine sabirsizlikla bekleyecegiz
En son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüsülmeye deger bir seyler için,
Diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
Yüzükoyun kapaklanip ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hinçla bilecegiz bunu,
Fakat yine de çildirasiya merak edecegiz
Belki yillarca sürecek olan savasin sonunu
Diyelim ki, hapisteyiz,
Yasimiz da elliye yakin,
Daha da on sekiz sene olsun açilmasina demir kapinin.
Yine de disariyla beraber yasayacagiz,
Insanlari, hayvanlari, kavgasi ve ruzgariyla
Yani, duvarin arkasindaki disariyla.
Yani, nasil ve nerde olursak olalim
Hiç ölünmeyecekmis gibi yasanacak...
1948
Bu dünya soguyacak,
Yildizlarin arasinda bir yildiz,
Hem de en ufaciklarindan,
Mavi kadifede bir yildiz zerresi yani,
Yani, bu koskocaman dünyamiz.
Bu dünya soguyacak günün birinde,
Hatta bir buz yigini
Yahut ölü bir bulut gibi de degil,
Bos bir ceviz gibi yuvarlanacak
Zifiri karanlikta uçsuz bucaksiz.
Simdiden çekilecek acisi bunun,
Duyulacak mahzunlugu simdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"yasadim" diyebilmen için...

Nazim Hikmet


Dün geceden itibaren okudum durdum....





dostlukla....
Logged

Dün gece ansızın kapı çalındı. 'Kim bu münasebetsiz acaba?' dedim kendi kendime. Gittim açtım, gelen
bendim. Evet bendim. 'Vaay' dedim, 'Arkadaş bir insan
bu kadar mı kimsesiz olur, bu kadar mı yalnız olur!?'
Sayfa: 1 2 [3] 4   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.5 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Bu Sitedeki Ozel Mesajlar PmSpy 1.2.0 Ile Denetlenmektedir
Joomla Bridge by JoomlaHacks.com

DESİGN By tsira
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.373 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu