Uludağ Üniversitesi Öğrenci İnisiyatifi Forumları > Müzik > Dış Kaynaklı Müzik (Moderatörler: tursil, karpow) > Tüm zamanların en iyisi
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Tüm zamanların en iyisi  (Okunma Sayısı 1050 defa)
10 Ocak 2007 15:49:10
Vogue
U.Ü. üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 0


« : 10 Ocak 2007 15:49:10 »

İngiliz rock grubu Queen, BBC radyosunun, dinleyicileriyle yaptığı bir oylama sonucu, “Tüm Zamanların En İyi İngiliz Rock Grubu” seçilmiş.

Sizin tüm zamanların en iyileri olarak gösterebilecekleriniz kimler?
Logged
11 Ocak 2007 15:19:17
admin
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 11 Ocak 2007 15:19:17 »

Ronnie James Dio Biyografisi ; Senelerin Eskitemediği Efsane !

1941 doğumlu olduğu söylense de kesinliği bilinmiyor. Roonie’nin de dediği gibi “yaş önemli değil; önemli olan müzik!”
Portsmouth’ta doğmasına rağmen Cortland’da büyüyen Roonie’nin adına bir de sokak var burada. Central Avenue ve East Court Street arasında bir yerlerde; hani bir gün yolunuz düşerse diye =]

Gençliğinde ilgi alanları müzik ve romantik//fantastic edebiyattı. Sir Walter Scott and the Arthurian Legend gibi kitaplar Dio’nun ilgisini çekiyordu. Tüm bu fantastic kitaplar ve bu tür edebi eserlere olan ilgisi onu iyi bir söz yazarı yapan en büyük faktörlerden kuşkusuz. Zaten birçok parçası fantastic konuları ele alıyor. Özellikle “Rainbow” kelimesini, “Gökkuşağı” nı parçalarında çok kullanıyor. Hatta Rainbow In The Dark ile de adını veriyor parçaya.

Roonie 5 yaşındayken babası ona bir enstrüman çalmasını söyledi. Roonie’nin hangi enstrümanı çalması gerektiğine dair en ufak bir fikri yoktu; radyoda trompeti duyana kadar.. Babasına trompet çalmak istediğini söyledi.

Yaşı biraz büyüdükten sonra trompetin bir hata olduğunu düşünmeye başladı ama trompetine biraz daha şans verdi. Bu çok önemli birşeydi; daha o zamandan gerekli “iş” disiplinini oturtmaya başlamış, kariyerindeki büyük başarıların en önemli faktörü discipline o zamanlardan sokmuştu kendini. Neredeyse bir “trumpetplayer” olmak üzereydi; Julliard School of Music’ten burs kazanmıştı ama bunu geri çevirdi. Giderek artan Rock ilgisine yoğunlaşmaya ve bu konuda kendini geliştirmeye karar verdi.

Trompet Dio’nun ciddi anlamda ilgilendiği tek enstrüman oldu. Hatta babası da ona yardımcı oldu. Ama tanrı vergisi müzik yeteneği sağolsun diğer 5 enstrümanda da kendini geliştirdi; bass, gitar, klavye ve saksofon! Evet saksofon; çok etkileyici bir durum. Şimdi diyeceksiniz ki hani trompet dışında beş enstrümandı? Doğru sadece 4 etti saydıklarım. Ama sonuncusu, 6. enstrümanını tahmin etmek güç olmasa gerek; nefesli çalgılara olan ilgisi sayesinde nefesini çok mükemmel kontrol ediyordu ve çalışmayı ihmal etmiyordu. Bu ona müzikal anlamda 6. enstrümanı kazandırdı; SESİ

Gençken trompet ana enstrümanıydı ama grubu Roonie and the Red Caps’I kurmadan önce bass çalmayı da kavramıştı. Ilk single’ında aslında trompet çalıyordu ve parça enstrümentaldi; 1957 tarihli “Conquest” Roonie 1957-58’de tüm işlerine Rock müzik için son verdi ve bu yolda ilerlemeye başladı.
Logged
11 Ocak 2007 15:23:43
admin
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 11 Ocak 2007 15:23:43 »

Scorpions Biyografi

1968 yılında, Almanya'nın Hannover kentinde, Rudolph Schenker adlı genç ve iddialı bir gitarist, yine Hannoverli üç arkadaşıyla biraraya gelerek adını kısa sürede tüm dünyanın duyacağı Scorpions grubunu kurdu.Kendisi grubun gitarist ve vokalistliğini üstlenirken, diğer üyelerden Karl-Heinz Vollmer gitarda, Wolfgang Dziony davul ve geri vokalde, Achin Kirchoff ise bas gitarda yerlerini aldılar.

 

Ancak daha ilk iki sene içinde grupta anlaşmazlıklardan doğan ayrılıklar meydana geldi. Rudolph Schenker'in kardeşi Michael Schenker, Karl-Heinz Vollmer'in yerine gitara geçerken, Lothar Heimburg da Achin'in ayrılmasıyla bas gitara geçti. Ancak asıl ses getirecek değişiklik 1970'ten günümüze grubun vokalistliğini yapan Klaus Meine'nin bu görevi grubu kuran Rudolph Schenker'den devralmasıydı. Bu kan değişikliğiyle güçlenen ve cesaretlenen topluluk kısa sürede Almanya'da sahnelerin tozunu atmaya başladı.

İlk kontratını 1971 yılında imzalayan grup aynı yıl ilk albümünü de doldurdu. Daha çok sakin parçaların yeraldığı "Lonesome Crow" isimli bu ilk albümde "I'm Going Mad", "In Search Of The Peace Of Mind" ve "Lonesome Crow" dikkat çeken parçalardı. 1972'de Scorpions; Rory Gallagher, UFO ve Uriah Heep tarafından desteklenen 136 günlük bir konser programı gerçekleştirdi. Adını bir anda Almanya'da duyuran grup, "Das Kalte Paradise (Soğuk Cennet)" isimli besteleriyle uyuşturucu karşıtı bir filmin müziğine de imzasını atmış oldu. '

'73'te Michael Schenker'in UFO'ya geçmesiyle topluluktaki sorunlar yeniden su yüzüne çıktı. Kısa bir süre için dağılan Scorpions, üyelerden Meine ve Schenker'in çabalarıyla bas gitara Francis Buchholz, davula da Jurgen Rosenthal'ın gelmesiyle tekrar faaliyete geçti. Bu kadroyla RCA Records ile sözleşme imzalayan Scorpions, Almanya dışında Amerika ve İngiltere'de de çıkacak olan ikinci albümleri "Fly To The Rainbow"u piyasaya sürdü. "Speedy's Coming", "Fly People Fly" ve albüme adını veren "Fly To The Rainbow" göze çarpan parçalardı. Albüm henüz çıkmıştı ki Rosenthal gruptan ayrıldı, yerine Belçikalı davulcu Rudy Lenners geçti.



1975 yılı Scorpions için son derece başarılı geçti. Bu yıl içinde grup ilk kez Almanya dışında bir turneye çıkarak sahne deneyimini artırdı. Scorpions'u dikkatle izleyen Dieter Dierks grubun yapımcılığını üstlendi. Topluluğun çalışmalarına hız kazandıran bu gelişmeden sonra yaza doğru üçüncü albümleri "In Trance" geldi. "Top Of The Bill", "Living And Drying", "Robot Man" ve "In Trance" adlı parçaları hayranlarınca büyük ilgi ve beğeniyle karşılandı. Bu yoğun ilgi nedeniyle aynı yıl, sahneyi Bob Marley and The Wailers ve Wishbone Ash ile paylaşacağı Offenburg açık hava festivaline davet edilen Scorpions, Kasım ayında London's Marquee Club'da çalarak İngiltere'deki ününü de artırmış oldu. '76 yılında grup turne ve stüdyo çalışmalarına daha da ağırlık verdi.

1977'de davulcu Lenners kalbindeki bir problem yüzünden topluluktan ayrılmak zorunda kaldı. Yerine ise Herman Rarebell geldi. Aynı yıl piyasaya sürülen ve "Pictured Life" ve "Catch Your Train" parçalarının öne çıktığı "Virgin Killer" albümüyle, Scorpions otoritelere doğru yolda olduğunu göstermiş oldu. Grup, Japonya'da da büyük ilgi görüyordu, Japonya'da "Virgin Killer"in çıktığı hafta tükenmiş olması bunun kanıtıdır. Hayranları her geçen gün artan grup 1977 sonunda tekrar Köln'deki stüdyoya kapandı. 1978'de ise yeni albümleri piyasaya çıktı: "Taken By Force". "We'll Burn The Sky" ve "Born To Touch Your Feelings" parçalarının da bulunduğu bu son albümlerinin başarısıyla iyice cesaretlenen Scorpions, soluğu Japonya'da aldı. Tokyo's Sun Plaza Hall'da muhteşem konserler verdikten sonra konserlere Avrupa'da devam edildi. Ancak topluluk başarıdan başarıya koşarken, gitarist Ulrich Roth ayrıldı. Bunun üzerine Scorpions Roth'un yerini tutabilecek bir gitarist aramaya koyuldu. Bu arayışlara tam 170 kişiden cevap geldi. Ancak uzun süren bir elemeden sonra yeni gitarist, UFO'nun gitaristi Paul Chapman oldu. Sık sık yaşanan ayrılıklardan bıkmış olacaklar ki grup üyeleri Chapman'ın yanında bir gitaristi daha kiralık olarak çağırdı. Bu, gitar çalmayı küçük yaşta tek başına öğrenen, hukuk fakültesinden terk, genç Hannoverli Matthias Jabs'dan başkası değildi. Bir süre bu kadroyla çalıştıktan sonra Scorpions'tan Chapman da ayrıldı ve yerine Jabs geçti.

Bu arada Scorpions'un konser albümleri olan "Tokyo Tapes" ve "Best Of Scorpions"u da piyasaya süren RCA Records ile bağlarını koparan topluluk, İngiltere'de Harvest(EMI), Amerika'da ise Phonogram/Mercury ile anlaştı. Scorpions anlaşmalardan sonra tekrar stüdyolara döndü. Ancak bu sefer Rudolph Schenker, o sıralarda UFO'dan ayrılan kardeşi Michael'i de davet etti. 1979 yılında piyasaya sürülen "Lovedrive" albümündeki parçalardan "Loving You Sunday Morning", "Always Somewhere", "Is There Anybody There?" ve unutulmaz bir şarkı olan "Holiday" dikkat çeker. Scorpions'un Amerika ve İngitere'deki en büyük başarısı bu albümle geldi. Albümden çıkan 45'lik "Is There Anybody There?" Amerika'da İlk 50'ye girme başarısı da gösterdi. Albüm henüz sıcakken Amerika'da bir turne yapma kararı da alan Scorpions, ilk gösterilerinde 68000 kişiye çaldı. Sahneyi Ted Nugent, Journey ve Aerosmith ile paylaştılar. Amaç Amerika'yı fethetmekti. Grup elemanları gördükleri yoğun ilgi üzerine bu ülkede kalmaya karar verdiler. 1980'e gelindiğinde topluluk yeni albümleri "Animal Magnetism"i okyanusun iki kıyısında da piyasaya sürüyordu.

George Simpson ve Brad Warnaar'dan esinlenmeler taşıyan bu albümün hitleri arasında "Make It Real", "Don't Make No Promises", "Lady Starlight" ve "The Zoo" sayılabilir.

Albümden sonra Avrupa'nın çeşitli şehirlerinde konserler vermeye devam ettiler. Aynı yıl davulcuları Herman Rarebell bir solo albüm çıkardı. 1981'de Scorpions rock müziğin zirvesinde yerini almıştı ki, vokalist Klaus Meine boğaz düğümlenmesi teşhisiyle hastaneye kaldırıldı ve ancak uzun süren bir tedavi sonrasında iyileşebildi. Hastaneye yatırılmadan önce planlarındaki "Blackout" albümünü de çarçabuk doldurdular. "Blackout" ne kadar aceleye getirilmiş olursa olsun, rock tarihine altın harflerle yazılmış albümlerden biridir.

Başta "Blackout" olmak üzere "No One Like You", "Dynamite" ve "Now" asıl ilgi çeken parçalardır. Bunların yanında, "You Give Me All I Need" ve "When The Smoke Is Going Down" da hit olmuş şarkılardır. 1982'de "Blackout" albümü listelerde Amerika'da onunculuğa, İngiltere'de ise onbirinciliğe yükselmiştir. İlkbahar geldiğinde ise Scorpions, Rainbow'un "Straight Between Your Eyes" adlı turnesine misafir grup olarak katıldı. 1984 yılı ise Scorpions'u günümüz rock dinleyicisine tanıtması açısından büyük önem taşıyordu. "Love At First Sting" albümüyle piyasayı yeniden altüst ettiler. "Bad Boys Running Wild", "Rock You Like A Hurricane", "Big City Nights" ve unutulmaz "Still Loving You" parçalarının ayrı bir önem taşıdığı bu albüm sonrasında bir de toplama albüm geldi: "Gold Ballads". Yıl sonunda özel uçaklarıyla bir de dünya turnesine çıktılar. Kurulmalarından beri yaşadıkları en başarılı günler ise "World Wide Live" konser albüm serisinin yayınlanarak listelerde uzun süre bir numarada kalmasına rastlar. Topluluk, bu yorucu çalışma temposu ve dünya turnesinden sonra 1988 yılına kadar sessiz kaldı. O yıl çıkardıkları "Savage Amusement" ve "'88 Russian Tour" ile yeniden dikkatleri üzerlerine topladılar. "Rhythm Of Love", "Walking On The Edge" ve "Believe In Love" listelerde hayli başarılı yerlere gelmişlerdir. Bu albümden sonra da yaklaşık üç sene sessizliğini bozmayan topluluk, 1991'de bir başka mükemmel çıkışla, yeni albümleri "Crazy World" ile dönmüşlerdir. Her albümde olduğu gibi bu albümde de diğerlerinin önüne geçen bi şarkı vardır: "Winds Of Change". Ayrıca "Don't Believe Her", "To Be With You In Heaven", "Crazy World" ve "Send Me An Angel" albümde dikkate değer diğer parçalardır. Crazy World'ün altı milyon satmasının ardından basçı Francis Buscholz Scorpions'tan ayrılanlar kervanına katıldı.

1993 Mart'ında yerine Ralph Rieckermann geldi. Gelir gelmez de köklerine, "Animal Magnetism" ve "Lovedrive" dönemine dönmeyi planladıkları yeni albümleri "Face The Heat"in kayıtlarına başladılar.

Ancak "Crazy World", Scorpions'un başarıyı yakaladığı son albümü olacaktı. Özellikle "Face The Heat" albümünü izleyen ve bas gitarda Ralph Riekermann ile davulda James Kottak'ın görev aldığı "Pure Instinct"ten sonra, aynı şarkıları birbiri ardına yayımlayarak dinleyenleri bıktıran yapımcılarının da katkısıyla Scorpions hayranlarının gözünden düşmeye başladı. Bunu farkeden yapımcılar son bir hamleyle, bir yılda tam dört eski albümü yeniden piyasaya sürdüler. Scorpions'un daha kendi başına buyruk olduğu zamanlarda çıkardığı ve dinleyicilerce özlenen "Lovedrive", "Animal Magnetism", "Blackout" ve "Love At First Sting" 1997 yılı içinde çıkıverdi. Bunlara sayıları onbeşi bulan toplama albümler de eklenince, Scorpions'un yapımcılarca tuzağa düşürülüp kullanıldığını anlamak zor olmuyor.

1999'a gelindiğinde, zirvede kalmak isteğinin getirdiği bir endişenin yanısıra unutulmak istememelerinin sonucunda doğan acelecilik ve düşen kalite ile eski çizgisinden tamamen kopan bir Scorpions görüyoruz. Grup şu an Jabs Matthias, Klaus Meine, Rudolph Schenker, James Kottak, Ralph Rieckermann'dan oluşuyor. "To Be No.1" isimli 45'likleri, ilkinde dört, ikincisinde beş şarkı içerecek şekilde iki defa satışa sunulan Scorpions, "10 Light Years Away" 45'liği ile de eski günleri yakalamak istiyor. Bakalım yeni albümleri "Eye II Eye" ile hayranlarının gönlünü almayı başarabildimi bilinmez!

Logged
11 Ocak 2007 15:28:17
admin
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 11 Ocak 2007 15:28:17 »

Axel Rudi Pell


Axel Rudi Pell, 27 Haziran 1960 doğumlu Alman gitar sihirbazı... 1984’de çıkardığı "Steeler" albümünü daha sonra üç çalışma izledi. 1985’de "Rulling The Earth", 1986’da "Strike Back" ve 1988’de "Undercover Animal" ile müzikseverlerin karşısına çıkan Pell, 1989’da çıkardığı "Steeler" albümü ise melodik ve hızlı gitarlara sahip.. Axel’in yetenekleri ve Ferdy Doernberg’in fantastik davuluyla, klavyeye geçen Jörg Michael’ın performansı gerçekten çok iyiydi. İlk Axel Rudi Pell solo albümü 1989’da yapıldı ve albümde Charlie Huhn’un büyük vokal yeteneklerine yer verildi. Davulcu olarak Jörg Michael, bassta Volker Krawczak ve Jörg Deisinger bulundu.

Daha sonraki albümler "Nasty Reputation", "Black Moon Pyramid" ve "Magic" idi. "Nasty Reputation"ın çok fantastik bir albüm olduğu söylenebilir. Bu çalışmalarda vokallerdeJeff Scott ile Soto bulunuyor.

Albüm çalışmalarının ardından Axel Rudi Pell, benzersiz stilini biraz olsun geliştirmek için çalışmalara başladı. Bir çift neo-klasik ile biraz melodik, biraz sert parçalar üretti ve ortaya "Magic", "The Clown is Dead", "Black Moon Pyramid" gibi işler çıktı.

Sonrasında "Ashes from the Oath" piyasadaydı. 1994’te bütün stüdyo çalışmaları "Oceans of Time" adı altında bir araya getirilerek kaydedildi. Bu albümdeki kadro; gitarda Axel Rudi Pell, vokalde Hardline’den tanıdığımız Johnny Gioeli, davulda Stratovarius’tan Jörg Michael, bassta Volker Krawczak ve klavyede Rough Silk’ten Ferdy Doernberg’den oluşuyordu.

1998’e yaklaşılırken Mike Terrana gruba dahil oldu. Daha sonraları Jörg Michael ayrıldı, 1999’un Şubat ile Mart aylarının ortalarında "Ballads II" adlı bir derlemeleri çıktı. Bu çalışma ile Axel Rudi Pell Almanya’da büyük başarı grafiği yakaladı. Bu, gitaristin uzun kariyerinde attığı önemli bir adımdı.

Axel’in favori şarkısı bir Rainbow klasiği olan "Still I’m Sad" idi. "Oceans Of Time" o yazın en gözde albümlerinden biri olmuştu.. Axel Rudi Pell, 1999 da Wacken festivalinde 20.000 insanın karşısına çıktı ve gerçekten iyi bir performans gösterdi. Sonraki albüm olan "The Masquerade Ball", Axel’in o tarihe kadar en iyi ve özel bulduğu parçaları içerdi.

2001’de Axel Rudi Pell, Avrupa’nın en büyük metal festivallerinden birinde "Bang Your Head" ile gözüktü. ARP etiketiyle çıkan sonraki çalışma "Shadow Zone" ise 29 Nisan 2001’de raflardaki yerini aldı. Metal dünyasında gerçekten büyük bir başarıya sahip olan Axel Rudi Pell, 21 Ekim ile 18 Kasım 2002 tarihleri arasında 2 CD ve DVD kaydı yaptı. 10 parçadan oluşan bir derleme olan "Knights Live" da unutulmazlar arasında...
Logged
11 Ocak 2007 19:37:29
Vogue
U.Ü. üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 0


« Yanıtla #4 : 11 Ocak 2007 19:37:29 »

The Doors


1965`de başlayan ve 1971`de Jim Morrison`ın ölümüyle sona eren asıl süreçte etkileyici ve şiirsel şarkı sözleri, iyi düzenlenmiş müziğiyle öne çıkmış, bir kuşağın en önemli gruplarından biri olarak kabul edilir. Vokalist ve aynı zamanda şarkı sözlerinin de yazarı Jim Morrison`ın seksi görünümü, cazibesi ve sahne performansı da akla gelen ilk konulardan biridir.

"Break on Through (to the Other Side),", "L.A. Woman," "The End," "The Crystal Ship", "Light My Fire" genelde en iyi bilinen ve birer klasik haline gelmiş parçalarıdır. Özellikle yaklaşık 12 dakikalık "The End" grubun en sarsıcı parçalarından biri olarak kabul edilmektedir. Ayrıca "Light My Fire" için grubun güzel fakat üstüne en yapışmış parçasıdır demek de yanlış olmaz.


İlk gençlik dönemime belkide bugünkü benliğime damgasını vurmuş guruptur... Yalnızca bu yüzden benim tarafımdan tüm zamanların en iyisi olarak gösterilmeleri şaşırtıcı olmaz.




Büyük uykuya dalmadan önce
Duymak istiyorum kelebeğin çığlığını...
Geri dön bebeğim,
Kollarıma geri...
Orada burada takılmaktan yorgun,
boşuna bekleyerek,
başımız yere çevrili...
Tatlı bir ses duyuyorum..
Hemen yakında,
ama çok uzak,
çok yumuşak,
ama anlaşılır;
Bugün gel....
Dünyaya ne yaptılar,
Güzel kızkardeşimize?...
Yaktılar ve yıktılar
Ve dövdüler,
Ve yaraladılar onu,
Bıçakladılar şafak sökerken,
Parmaklıklarla çevirdiler onu, yerlerde sürüklediler...
Çok tatlı bir ses duyuyorum..Senin yere yasladığın kulağınla...
Dünyayı istiyoruz... Ve onu...
Dünyayı istiyoruz ... Ve onu...HEMEN ŞİMDİ İSTİYORUZ!!!...

(When the music's over parçasının bir bölümünün Türkçe çevirisi)
Bu son
Güzel arkadaş
Bu son
Benim tek arkadaşım, son

Özenle hazırlanmış planlarımızın sonu
Ayakta duran herşeyin sonu
Güvenlik ya da süpriz yok, son
Bir daha gözlerinin içine bakamayacağım, asla

(The End parçasının bir bölümünün Türkçe çevirisi)
« Son Düzenleme: 11 Ocak 2007 22:24:50 Gönderen: Vogue » Logged
15 Ocak 2007 21:48:09
oguzhp
U.Ü. üye
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25



« Yanıtla #5 : 15 Ocak 2007 21:48:09 »

ESKİDEN PATEN KAYARDIK THE DOORS BREAK ON TOUGH TO THE OTHERSİDE   I DİNLEYİP AZ ASFALT YALAMADIM YA
Logged
20 Nisan 2007 12:54:35
motörhead
U.Ü. üye
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 9



« Yanıtla #6 : 20 Nisan 2007 12:54:35 »

Tabiki JİMİ HENDRIXgitarı gitar yapan insan.Kendine has gitar stili ve sahne karizması ile benim listemde farklı bir yerde...

Jimi Hendrix, birçoklarına göre gelmiş geçmiş en büyük gitaristtir. Yaşamı ise karmakarışıktır.. Özellikle de ünlendikten sonra.. 27 Kasım 1942’de Seattle’da dindar bir baba ve kızılderili bir annenin oğlu olarak dünyaya geldi. Jimi’ye göre, annesi çok içerdi ve kendine dikkat etmezdi.

Çocukken çok sevdiği kilise müziğini dinlemek için gittiği Baptist kilisesinden kovulmuştu. Rahip onu, kilise kurallarına uymadığı için dışarı atmıştı.

Ayinlerde elde ettiği deneyim, onun müziğe olan ilgisinin ilk adımını oluşturmuyordu. Daha küçükken babası kaşık ve tarak çalarken -ki bu işte ustaydı- tüm dikkatiyle onu dinliyordu. Jimi’nin kendine güveninin artmasını sağlayan bir başka olay ise saç şekliydi: "Çocukken babam saçlarımı öyle bir traş ederdi ki yolunmuş tavuğa benzerdim, bütün arkadaşlarım beni kabak diye çağrırlardı. Belki de bu yüzden saçlarımı bu denli uzattım."

Kiliseden kovulmasından kısa bir süre sonra Jimi’nin süpürge, sopa gibi eşyaları gitar gibi çalmaya çalıştığını farkeden amcası, ona bir gitar hediye etti. Hayatını tamamen değiştirecek bu olaydan sonra Jimi, nerdeyse bütün gününü elinde gitarıyla elde edebildiği Blues plaklarını, özellikle de Muddy Waters, Howling Wolves, Lightnin’, Hopkins, B.B.King, Arthur (BigBoy) ve Crudup and Robert Johnson gibi ustaların plaklarını dinlemekle geçirmeye başlamıştı. Jimi’nin gitara olağanüstü hakimiyeti ailesinin dikkatini çekmişti: "Plaktan birşey dinlerdi ve bir kaç dakika sonra onu çalıp geliştirebiliyordu."

Okuma yazma öğrendikten sonra bir daha hiç okula gitmedi, bunun asıl sebebi ise 15 yaşında sınıfta bir kızın elini tuttuğu için -tabii ki bu onun ilk macerası değildi- kendisini azarlayan öğretmenine "Ne oldu? Yoksa kıskanıyor musun?" diyerek karşı çıkmasıydı.

İlerleyen yıllarda artık Jimi, bir kaç arkadaşıyla eğlence merkezlerinde, kulüplerde o dönemin ünlü şarkılarını çalabiliyor, hatta sonunda ellerine 50¢ geçirecek konserler verebiliyorlardı.

Askerlik dönemi geldiğinde ise akıbetinin ne olacağını bildiğinden -o zamanlarda Amerika’da dar gelirli beyazlar ve zenciler "taban tepiciler" diye tabir edilen karakuvvetlerine bağlı bir birliğe kayıt ediliyordu- kendini gönüllü olarak Paraşütçüler Birliği’ne kayıt ettirdi. "Askerliği boyunca 25 atlayış yapmıştı."

Jimi, artık iyice pişmişti. Kendisini izleyen tecrübeli Blues’cular, büyüleniyorlardı. Oysa artık başkalarının şarkılarını çalmaktan bıkmıştı. Kafası müzik fikirleriyle doluydu. Bu fikirler hayata geçince bir müzik ilahı doğmuş olacaktı.

Uzun yıllar birlikte çalışacağı yakın dostu Curtis Knight ile tanışması ise New York’ta bir otelden kovulmak üzere olmasına rastlar. Curtis, Jimi’ye gitaristi olmasını teklif etti. Jimi ise -çok sevdiği gitarını satmasına rağmen- beş parasızdı ve Curtis tam zamanında yetişmişti. Onu borcundan kurtarıp iki gitarından birini ona hediye etti. Böylece Jimi, ilk kontratını Curtis ile imzalamış oluyordu. İki arkadaş, yeni tanışmalarına rağmen birbirleriyle iyi anlaşacaklarından emindiler. Birlikte daha büyük ve gösterişli kulüplerde çalmaya başladılar, Jimi daha çok arkaplandaydı, ancak sadece onu görmeye gelenlerin sayısı azımsanacak gibi değildi. Jimi gitara o denli hakimdi ki, sırtında, tek eliyle, dişleriyle hatta diliyle çalabiliyordu. Ünlü bir eğlence kulübü, başvuran guruplar arasından bir seçim yaparken sıra Jimi ve Curtis’e geldiğinde Jimi, gitarı dişiyle çılgınca çalmaya başladı ve işi kaptılar.

Artık otoriteler Jimi’yi profesyonel kabul etmeye başladığında Jimi’nin olağanüstü single’ları (tek parçalık albüm) Purple Haze -İngiltere listelerinde bir anda 4.lüğe yükseldiğinde yer yerinden oynamıştı- ve Hey Joe -1966 Aralık’ında çıktı- müzik camiasında derin yankı uyandırdı.

Daha sonra Jimi, Avrupa’ya gitmesi konusunda ikna edilmeye çalışıldı. Birçok şeyvaat ettiler. Jimi ise ne o sırada gitaristi olduğu Curtis’e, ne de başka herhangi bir arkadaşına haber vermeden Avrupa’ya gitti. Jimi Hendrix Experience da böylece kurulmuş oldu: davulda Mitch Mitchell ve basta Noel Redding ile birlikte. Başarı, ün, şöhret artık onlarındı. Tabii bütün bunlar yalnızca ön planda olan şeylerdi. Bir de bunun görünmeyen yanları vardı. "Çanak yalayıcıların", yapımcıların kurduğu kapanlar ve uyuşturucu, Jimi’yi ve grubunu içten içe çökertiyordu.

Jimi, arada Londra’daki kulüplerde sahne alıyordu. Single’lar birbiri ardına patlıyordu ki 1967’de ilk resmi ticari albüm denemesi geldi: "Are You Experienced?". İçindeki şarkıların bir kısmı oldukça büyük tepkiler aldı, öyle ki Jimi Hendrix’in başı sık sık belaya girer oldu. Uyuşturucuyla yakalanıyor, hapse tıkılıyor, polislerle başı bir türlü beladan kurtulmuyordu. Ertesi sene yeni bir albüm: "Axis: Bold As Love", aynı yıl "Smash Hits" adlı toplama bir albümün yanısıra bir başka albüm: "Electric Ladyland" geldi. Dinleyenleri, Jimi’nin ırkçılığa son vermek için gönderilmiş bir sevgi ve barış elçisi olduğuna inanıyorlardı.

Turnelerin biri bitiyor biri başlıyordu. Jimi’nin bir dakika bile boş durması, yapımcıların, kayıtçıların işine gelmiyordu. O da bu işten sıkılmaya başlamıştı. Bunun acısını da yine kendisinden uyuşturucu ve alkolle çıkartıyordu. Turnelerde çok büyük paralar dönüyordu. Yapımcılar Jimi’ye her istediğini veriyorlardı, ne de olsa onlar için Jimi, altın yumurtlayan bir tavuktu. Ama farketmediği bazı şeyler vardı. Jimi şöyle diyor: "Son zamanlarda çok para harcadığımı biliyorum. Fakat aynı zamanda çok para kazanıyorum. Parasal durumumun nasıl olduğunu öğrendiğimde şok oldum. Parasal ilişkilerimi idare eden insanlara inanmış, onlara güvenmiştim. Fakat kesinlikle yapılması gereken bazı değişiklikler var."

Turnelerde genel olarak 20bin - 80bin$ arası kazanılıyordu. Amerika’da 45 dakikalık bir gösteriden 100bin$ kazanmaları ise inanılmazdı. Genellikle gelirin %50’si Jimi’ye, %25’i menajerlere, kalan %25’i ise Noel ve Mitch’e bölüştürülüyordu.

1970’de çıkan "Band Of Gypsys" ile Jimi Hendrix’in ünü zirveye çıktı. Jimi’nin yaşadığı sorunlar da öyle.. Bir konserinin ortasında konseri terk etti. İzleyiciler şaşkınlık içinde konser alanını terk ederken o, tekrar sahneye çıktı ve "İçinizde Garfield Lisesi’nden olan var mı?" diye sordu. Kimi gençler "Evet! Evet!" diye bağrıştıklarında Jimi "Çabuk defolun buradan" dedi ve alandan ayrıldı. Bu olay Jimi’nin o dönemdeki ruhsal çöküşünü açıkça ortaya koyuyordu.

1970’de Jimi bir stüdyo açtı. İçi, mümkün olan, o dönemde bulunabilen tüm elektronik cihazlarla dolu olan bu eşsiz stüdyo da onu hayata bağlayamadı ve bu yılın Ağustos’unda Jimi İngiltere’ye döndü. Ona göre, dinleyicileri onu unutmaya başlamışlardı.

İngiltere’deki "Isle Of Wight" Festivali 60’ların en sıkı festivallerinin sonuncusu olarak değerlendiriliyordu. Festival sonrası Jimi, şöyle diyordu: "Bir an kendimi soğuk veyalnız hissettim. İnsanların bana ulaşmaya çalışırcasına sahneye zıpladıklarını gördüğümde beni hala unutmadıklarını hissettim ve çok sevindim. "Purple Haze", "Foxy Lady", "Hey Joe" ve unuttuklarını düşündüğüm bütün parçaları çalmamı istediler."

Jimi, İngiltere ve Almanya’yı da kapsayan yeni birkaç turne sonrası parasal durumunun ne kadar vahim olduğunun farkına vardı. Bunun yanısıra imzaladığı kontratlarda da çakışma vardı. Taraflar ve avukatları Jimi’nin ölümünden iki gün önce görüşmeye oturacaklardı. Kendisinin de katılması gerekiyordu ancak toplantıya gelmedi. Jimi, o iki günü çok daha farklı geçirmişti.

Tanık denebilecek Lorraine James, Jimi’nin son günlerinde yaşadığı bir olayı şöyle anlatıyor: "Açıkça ilaç bağımlısıydı ve üzerinde bol miktarda kenevir vardı. Durumu çok kötüydü, oldukça gergindi. Binanın telefon kulübesinde birileriyle bağlantı kurabilmek için saatlerce uğraştı, bir anda dünyanın en mutlu insanı oluyor, bir kaç dakika sonra kendisine yardım etmesini beklediği insanlardan ve maddi durumundan yakınıyordu. Binada arkadaşlarını ziyarete gelen iki Amerikalı kız vardı. Jimi o gece, sabahın 5’ine kadar ikisiyle de sevişti. Sonra hep birlikte Notting Hill’e gitmek üzere çıktık ve Batı Londra’da değişik yerlerde haşhaş içtik. Jimi tamamen kendinden geçmişti. Karşılaştığımız bir adam, aldığı uyuşturucu ile öylesine kendinden geçmişti ki merdiven korkuluklarından atlayarak bacağını kırdı ve hastaneye götürüldü. Tüm bu karışıklıklar olurken Jimi deliye dönmüş ve evin içinde bağırarak dolanmaya başlamıştı."

Jimi sonraki günü bir kız arkadaşının evinde baygın bir şekilde yatarak geçirdi. O akşam nasıl olduysa sevgilisinin evini bulabildi ve sabahın 1:30’unda menajerlerinden Chas Chandler’in telesekreterine "milyonların ilahı, uyuşturucu kuşağının baş peygamberi, son ses kaydını" bıraktı: "I need help bad, man!" ("Çok yardıma ihtiyacım var dostum!")

Ertesi gece sevgilisi Monika’yla birlikteydi. Monika şöyle anlatıyordu: "Sofrayı hazırladım, yemeği şarapla yedik, ama o biraz fazla kaçırdı. Daha sonra Jimi son şarkısını, son mesajını yazmaya başladı: "The Story Of Life". Bu şarkıyı, doğru zaman ve yer gelinceye kadar kimselere söymememi sıkı sıkı tembihleyip yatmak için odasına çıktı."

Jimi tamamen berbat bir durumdaydı. Çıktığı odada Monika’nın uyku haplarını buldu ve eğer Monika kapıdan içeri tam zamanında dalmasaydı, Jimi o hapları alacaktı. Monika’ya sadece hapları saydığını söyledi. Daha sonra Monika yatmaya gitti. Şöyle devam ediyor: "Hayatımın en büyük hatası, Jimi’yi o haplarla yakaladıktan sonra onu tekrar yalnız bırakmak oldu. Odaya tekrar girdiğimde haplar dökülmüştü, 9 hap da eksikti."

Jimi Hendrix, 18 Eylül 1970’de Jim Morrison ve Janis Joplin gibi 28 yaşında uykusunda kusarak boğuldu.

Ayın 21’inde bir araştırma başlatıldı ve patajolist profesör Donald Teare, ölüm nedeninin "aşırı dozda barbiturat’ın sebep olduğu zehirlenme sonunda kusarak boğulma" olduğunu söyledi. Karar, açıkolarak kayıtlara geçti.

Böylece bir dönem milyonları peşinden sürükleyen, eşsiz müziğinin yanında, ırkçılık karşıtı olması, barış ve kardeşliği benimseyip benimsetmesi ile de bir evrensellik elçisi olduğunu gösteren bir deha daha hayata yenilmişti.
« Son Düzenleme: 20 Nisan 2007 12:59:56 Gönderen: motörhead » Logged

ΜΩŦΩЯĦΣΛĐ
20 Nisan 2007 13:02:03
Beowulf
U.Ü. üye
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 64


steve vai is great...but he isn't NUNO


« Yanıtla #7 : 20 Nisan 2007 13:02:03 »

Tüm zamanların ve Gelecek zamanların en iyisi JIMI HENDRIX'tir kanımca.O tavşan deliğine giden yolu göstermiştir.O deliğe girme cesareti ve yeteneği olanlar Zaten gönlümüzde yer etmişlerdir ayrıca gerisi boştur JIMI   hoştur

---------rOcK FoReVeR------
« Son Düzenleme: 20 Nisan 2007 13:07:08 Gönderen: Selçuk » Logged

βĘĄЩЦĻF 3 Sides To Every Story(Me,Yours And The Truth)   Nuno is weird...maybe that is why we like him so much
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.5 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Bu Sitedeki Ozel Mesajlar PmSpy 1.2.0 Ile Denetlenmektedir
Joomla Bridge by JoomlaHacks.com

DESİGN By tsira
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.582 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu